<div>Eğitim, uzun yıllar boyunca bireyin potansiyelini açığa çıkaran, toplumsal kalkınmanın temeltaşı olarak görüldü. Okullar yalnızca bilgi aktaran kurumlar değil; eleştirel düşüncenin,yaratıcılığın ve sosyal becerilerin filizlendiği alanlardı. Ancak son yıllarda bu ideal çerçeveningiderek aşındığı, eğitimin bir “yatırım kalemi” olarak ele alınmaya başlandığı görülüyor.Bugün birçok aile ve öğrenci için eğitim tercihi, ilgi ve yeteneklerden çok maliyet-harç, kira,ulaşım, yaşam giderleri ve mezuniyet sonrası gelir beklentisi üzerinden şekilleniyor. Budönüşüm, bireysel olduğu kadar toplumsal sonuçlar da üretiyor.Eğitimin Ekonomik Gerçeklerle KuşatılmasıArtan yaşam maliyetleri, yüksek enflasyon, barınma krizleri ve gelir dağılımındaki bozulma,eğitimi doğrudan etkileyen unsurlar haline geldi. Özellikle büyük şehirlerde üniversiteokumak, sadece öğrenim harcı değil; barınma, beslenme, ulaşım ve sosyal yaşam giderleriylebirlikte ciddi bir finansal yük anlamına geliyor. Devlet üniversitelerinde dahi “ücretsiz eğitim”kavramı fiilen geçerliliğini yitiriyor.Bu tablo, aileleri ve öğrencileri rasyonel fakat daraltıcı tercihlere zorluyor. Gençler,hayallerindeki bölümü değil; “daha ucuz şehir”, “evden okunabilecek bölüm”, “kısa süredeişe girme ihtimali olan program” gibi kriterleri önceliklendiriyor. Eğitim tercihi, bir idealarayışından çok, bir maliyet-fayda analizine dönüşüyor.Tercih Kılavuzlarında Gizli Başlık: Geçim MaliyetiÜniversite tercih dönemlerinde yayımlanan rehberlere bakıldığında, artık bölümlerinakademik içeriğinden çok, dolaylı olarak yaşam maliyetleri konuşuluyor. Öğrenciler arasında“Bu şehirde ev kiraları ne kadar?”, “Part-time iş bulunur mu?”, “Ailemin göndereceği parayeter mi?” gibi sorular, tercih listelerinin görünmeyen ama belirleyici başlıkları haline gelmişdurumda.Bu durum, eğitimde mekânsal eşitsizliği derinleştiriyor. Büyük şehirler, yüksek maliyetlerinedeniyle dar gelirli öğrenciler için erişilemez hale gelirken; daha düşük yaşam maliyetinesahip şehirler, çoğu zaman sadece ekonomik gerekçelerle tercih ediliyor. Böyleceüniversiteler, akademik cazibelerinden ziyade bulundukları kentin pahalılığıylasınıflandırılıyor.Alan Tercihlerinde “Getiri” BaskısıMaliyet odaklı düşünme yalnızca şehir seçimini değil, bölüm tercihini de şekillendiriyor.Sosyal bilimler, sanat ve temel bilimler gibi alanlar, “mezun olunca iş bulma ihtimali düşük”algısıyla geri plana itiliyor. Buna karşılık mühendislik, sağlık ve belirli teknik programlar,yüksek gelir beklentisi nedeniyle öne çıkıyor.Bu yaklaşım, kısa vadede rasyonel gibi görünse de uzun vadede ciddi riskler barındırıyor.Toplum, yalnızca piyasanın anlık taleplerine göre şekillenmiş bir insan kaynağı profiline doğru</div> <div>sürükleniyor. Oysa kültür, sanat, felsefe, tarih ve temel bilimler olmadan bir toplumunentelektüel derinliğini koruması mümkün değil. Eğitimin yalnızca “para kazandırmapotansiyeli” üzerinden değerlendirilmesi, insan sermayesini dar bir çerçeveye hapsediyor.Fırsat Eşitliğinin Sessiz AşınmasıEğitim tercihlerinin maliyet odaklı hale gelmesi, fırsat eşitliği ilkesini de zedeliyor. Maddiimkânları sınırlı olan öğrenciler, daha baştan belirli seçeneklerden vazgeçmek zorundakalıyor. Bu vazgeçiş, çoğu zaman resmi bir engel değil; ekonomik gerçeklerin dayattığıgörünmez bir sınır şeklinde ortaya çıkıyor.Sonuçta aynı başarı düzeyine sahip iki öğrenciden biri, yalnızca maddi imkânları sayesindedaha geniş bir tercih yelpazesine sahip olurken; diğeri ekonomik zorunluluklarla sınırlı bir yolizliyor. Eğitim sisteminin, bireyin sosyoekonomik kökenini yeniden üretme riski tam da bunoktada belirginleşiyor.Ailelerin Değişen Rolü: Rehberden Finans YöneticisineGeçmişte aileler, çocuklarının eğitim yolculuğunda daha çok rehber ve destekleyici bir rolüstlenirken; bugün giderek birer “finans yöneticisi” gibi davranmak zorunda kalıyor. Aylıkbütçeler, kredi imkânları, borçlanma kapasitesi ve ek gelir kaynakları, eğitim kararlarınınayrılmaz bir parçası haline geliyor.Bu durum, aile-öğrenci ilişkisini de dönüştürüyor. Eğitim, ortak bir hayalden ziyade ortak birmali yük olarak algılanmaya başladığında, psikolojik baskılar artıyor. Öğrenciler, ailelerine“yük olmama” kaygısıyla istemedikleri tercihlere yönelebiliyor; aileler ise çocuklarınınmutluluğundan çok, bütçenin sürdürülebilirliğini düşünmek zorunda kalıyor.Toplumsal Sonuçlar: Tek Tip Başarı AlgısıMaliyet odaklı eğitim tercihleri, başarı kavramını da daraltıyor. Başarı, artık bireyin kendinigerçekleştirmesiyle değil; en kısa sürede, en yüksek gelirle istihdama katılmasıyla ölçülüyor.Bu yaklaşım, gençler üzerinde ciddi bir performans ve gelecek kaygısı yaratıyor.Toplum genelinde ise meslek çeşitliliğinin azalması, belirli alanlarda yığılmalar ve iş gücüpiyasasında dengesizlikler ortaya çıkıyor. Bugün “garanti” görülen meslekler, yarının doygunalanları haline gelebiliyor. Buna karşılık ihmal edilen alanlarda nitelikli insan kaynağı açığıoluşuyor.Çözüm Arayışları: Eğitimi Yeniden Merkeze AlmakBu tablonun değişmesi, yalnızca bireysel tercihlerle mümkün değil. Kamusal politikaların,eğitimi yeniden sosyal bir hak olarak güçlendirmesi gerekiyor. Öğrenci barınma imkanlarınınartırılması, burs ve kredi sistemlerinin gerçekçi biçimde güncellenmesi, bölgesel eşitsizlikleriazaltacak yatırımlar bu sürecin temel unsurları arasında yer alıyor.</div> <div>Aynı zamanda eğitim söyleminin de dönüşmesi şart. Gençlere, yalnızca “hangi bölüm dahaçok kazandırır” sorusu değil; “hangi alanda daha üretken ve mutlu olabilirsin” sorusu dasorulabilmeli. Eğitim, bireyi piyasaya hazırlayan bir araç olmanın ötesinde, toplumu ayaktatutan bir değer olarak yeniden konumlandırılmalı.Sonuç: Hesaplanan HayallerBugün eğitim tercihleri, giderek daha fazla hesap kitap gerektiriyor. Bu hesapların yapılmasıanlaşılır; ancak hayallerin tamamen maliyet tablolarına sıkışması, bir toplumun geleceğiaçısından düşündürücü. Eğitim, yalnızca bugünün ekonomik gerçeklerine teslim edildiğinde,yarının sosyal ve kültürel zenginliği de riske giriyor.Asıl mesele, gençlerin hayal kurma cesaretini koruyabildiği, ekonomik gerçeklerin ise buhayalleri boğmadığı bir dengeyi kurabilmek. Aksi halde, maliyet odaklı tercihlerle şekillenenbir eğitim sistemi, kısa vadede tasarruf sağlasa da uzun vadede telafisi zor bir toplumsalbedel üretebilir.ZAFER ÖZCİVANEkonomist-YazarZaferozcivan59@gmail.com</div>