MENKUL KIYMETLERDE YABANCI YATIRIMCI HAREKETLİLİĞİ

MENKUL KIYMETLERDE YABANCI YATIRIMCI HAREKETLİLİĞİ

Türkiye finans piyasalarında yabancı yatırımcıların menkul kıymet hareketleri, ekonomiye yönelik güvenin ve sermaye akımlarının önemli göstergelerinden biri olmaya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 10-14 Ağustos 2026 dönemini kapsayan menkul kıymet istatistikleri de yatırımcıların hisse senedi ve devlet iç borçlanma senetleri arasındaki tercihlerini ortaya koydu. TCMB’nin menkul kıymet istatistikleri; devlet borçlanma senetleri, şirket borçlanma senetleri ve yurt dışı yerleşiklerin tuttuğu hisse senetlerine ilişkin verileri kapsıyor.

Verilere göre 10-14 Ağustos haftasında yurt dışında yerleşik yatırımcıların piyasa fiyatı ve kur hareketlerinden arındırılmış hisse senedi net alımı 176,14 milyon dolar oldu. Buna karşılık Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) tarafında 306,18 milyon dolarlık net satış gerçekleşti. Böylece yabancı yatırımcıların bir haftalık menkul kıymet tercihlerinde hisse senetleri lehine, tahvil tarafında ise satış yönünde bir görünüm ortaya çıktı.

Ancak tek bir haftanın verisine bakarak yabancı yatırımcıların Türkiye piyasalarına ilişkin genel yaklaşımını değerlendirmek yanıltıcı olabilir. Daha geniş zaman dilimine bakıldığında tablo daha farklı bir görüntü veriyor. 14 Ağustos ile sona eren hafta itibarıyla yılbaşından bu yana yabancı yatırımcıların hisse senetlerinde yaklaşık 1,57 milyar dolarlık, DİBS tarafında ise yaklaşık 3,75 milyar dolarlık net alım gerçekleştirdiği görülüyor. Son altı haftada ise DİBS piyasasında yaklaşık 2,63 milyar dolarlık alım dikkat çekiyor.

Burada önemli olan nokta, yabancı sermayenin yalnızca Türkiye’ye gelip gelmediği değil, hangi finansal araçları tercih ettiği. Hisse senedi yatırımları daha yüksek risk ve getiri beklentisi taşırken, devlet tahvilleri daha çok faiz, enflasyon, kur ve para politikası beklentilerinden etkileniyor. Dolayısıyla yabancı yatırımcının hisse senedine yönelmesi, Türkiye’de şirketlerin gelecekteki performansına ilişkin beklentilerin canlı olduğunu gösterebilir. Tahvil tarafındaki hareketler ise faiz politikasına ve makroekonomik dengelere yönelik değerlendirmeler açısından daha farklı bir mesaj taşıyor.

Yabancı yatırımcı girişlerinin artması Türkiye açısından yalnızca Borsa İstanbul'un performansı bakımından önemli değil. Sermaye girişleri döviz likiditesini destekleyebilir, finansal piyasaların derinliğini artırabilir ve Türkiye'nin dış finansman ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlayabilir. Özellikle enflasyonla mücadele sürecinde uluslararası yatırımcıların Türkiye ekonomisine yönelik güveninin güçlenmesi, finansal istikrar açısından da önem taşıyor.

Bununla birlikte yabancı sermayenin niteliği de en az miktarı kadar önemli. Kısa vadeli ve hızlı hareket eden portföy yatırımları, küresel faiz kararları, jeopolitik gelişmeler veya risk iştahındaki değişiklikler karşısında hızla yön değiştirebilir. Bu nedenle sürdürülebilir ekonomik büyüme açısından yalnızca portföy yatırımlarına değil, doğrudan yabancı yatırımlara, üretim kapasitesini artıran yatırımlara ve ihracata dönük sermaye girişlerine de ihtiyaç bulunuyor.

Öte yandan yabancı yatırımcıların tahvil ve hisse senedi arasındaki tercihleri, Türkiye ekonomisinde faiz-enflasyon-kur üçgeninin yakından izlenmeye devam ettiğini gösteriyor. Yatırımcı açısından temel soru, Türkiye'deki faiz ve enflasyon görünümünün önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceği. Enflasyonun kalıcı biçimde gerilemesi, para politikasına duyulan güvenin artması ve makroekonomik istikrarın güçlenmesi, yabancı yatırımcı açısından Türkiye'nin cazibesini artırabilecek unsurlar arasında yer alıyor.

Sonuç olarak 14 Ağustos 2026 haftasının menkul kıymet istatistikleri, yabancı yatırımcıların Türkiye piyasalarında hareketliliğini sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Bir haftalık veride hisse senetlerinde 176 milyon dolarlık net alım görülürken, DİBS tarafında 306 milyon dolarlık net satış gerçekleşmesi, yatırımcıların portföy tercihlerinin dönemsel olarak değişebildiğini gösteriyor. Buna karşılık yılbaşından bu yana özellikle DİBS tarafındaki toplam girişlerin güçlü olması dikkat çekiyor.

Türkiye açısından asıl hedef ise geçici sermaye girişlerinden daha fazlası olmalı. Hukukun üstünlüğü, öngörülebilir ekonomi politikaları, düşük ve kalıcı enflasyon, güçlü finansal istikrar ve sürdürülebilir büyüme ortamı sağlandığında yabancı sermaye yalnızca piyasaya giren bir para olmaktan çıkıp üretim ve istihdamı destekleyen uzun vadeli bir ekonomik güce dönüşebilir. Menkul kıymet istatistiklerinin verdiği mesaj da bu nedenle yalnızca borsadaki alım-satım hareketlerinden ibaret değildir; aynı zamanda Türkiye ekonomisinin yatırımcı gözündeki güven ve beklenti fotoğrafının önemli parçalarından biridir.

Kaynak: TCMB

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ