<div>Türkiye'nin büyükbaş hayvan ithalatı, artık yalnızca et fiyatlarını dengelemek veya piyasadaki arz açığını kapatmak amacıyla değerlendirilecek sıradan bir dış ticaret konusu olmaktan çıkmıştır. Bu mesele, tarım politikalarından hayvancılığın geleceğine, tüketici alım gücünden ülkenin döviz rezervlerine kadar uzanan çok boyutlu bir ekonomik soruna dönüşmüştür. Türkiye gibi geniş meralara, farklı iklim koşullarına ve hayvancılık geleneğine sahip bir ülkenin büyükbaş hayvan ithalatına ihtiyaç duyması üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir durumdur.</div> <div>Öncelikle şunu belirtmek gerekir: Büyükbaş hayvan ithalatı tek başına yanlış bir uygulama değildir. Üretimde geçici bir daralma yaşandığında, hayvan varlığında ciddi kayıplar oluştuğunda veya et arzında dönemsel yetersizlik ortaya çıktığında ithalat bir dengeleme aracı olarak kullanılabilir. Ancak ithalatın geçici bir çözüm olmaktan çıkarak sürekli başvurulan bir mekanizmaya dönüşmesi, üretim modelimizde yapısal sorunlar bulunduğunu göstermektedir.</div> <div>Türkiye'nin hayvancılıkta karşı karşıya olduğu en önemli sorunların başında yüksek üretim maliyetleri gelmektedir. Yem fiyatları, mazot, elektrik, veterinerlik hizmetleri, ilaç, işçilik ve finansman giderleri yetiştiricinin omuzlarındaki yükü her geçen gün artırmaktadır. Özellikle yem maliyetlerinin toplam üretim giderleri içerisindeki yüksek payı, hayvancılık işletmelerinin kârlılığını doğrudan etkilemektedir. Yem hammaddelerinde dışa bağımlılık devam ettiği sürece döviz kurundaki hareketlilik de üreticinin maliyetlerine yansımaktadır.</div> <div>Burada önemli bir çelişkiyle karşı karşıyayız. Bir taraftan yerli üreticinin maliyetleri yükseliyor, diğer taraftan et ve canlı hayvan ihtiyacını karşılamak için yurt dışından hayvan getiriliyor. İthalatla piyasaya ilave hayvan sunulması kısa vadede arzı artırabilir. Ancak yerli üreticinin maliyet sorunları çözülmediğinde, ithalatın uzun vadede üretim kapasitesini geliştiren bir sonuç doğurması beklenemez.</div> <div><strong>İthalatın faturası yalnızca dövizden ibaret değil</strong></div> <div>Canlı hayvan ithalatı, ülkenin döviz kaynaklarının yurt dışına aktarılması anlamına gelmektedir. Üstelik mesele yalnızca hayvanın satın alınmasıyla bitmemektedir. Nakliye, sigorta, veterinerlik kontrolleri, karantina ve diğer lojistik giderleri de ithalat maliyetinin bir parçasıdır. Bu kaynakların önemli bir bölümünün yerli hayvancılık işletmelerinin kapasitesini artırmak amacıyla kullanılması, uzun vadede daha kalıcı sonuçlar sağlayabilir.</div> <div>İthalatın bir başka önemli boyutu da fiyat oluşumudur. Hayvan ithalatı yoluyla piyasaya müdahale edildiğinde kısa vadeli fiyat dalgalanmaları sınırlanabilir. Fakat bu uygulama, tüketicinin ucuz ete erişimini kalıcı biçimde güvence altına alamaz. Çünkü et fiyatlarını belirleyen yalnızca canlı hayvan arzı değildir. Kesim maliyetleri, karkas verimi, yem fiyatları, nakliye, enerji, işçilik ve perakende zincirindeki giderler de nihai fiyatı etkiler.</div> <div>Dolayısıyla ithalatla hayvan sayısını artırmak, tüketicinin daha uygun fiyatla et tüketmesini tek başına sağlamaz. Asıl hedef, üretimden tüketime kadar bütün zincirde verimliliği artırmak olmalıdır.</div> <div><strong>Yerli üretici neden yeterince güçlenemiyor?</strong></div> <div>Hayvancılıkta sürdürülebilirliğin önündeki en büyük engellerden biri üreticinin geleceğe güvenle bakamamasıdır. Bir yetiştirici, bugün aldığı hayvanı hangi maliyetle besleyeceğini, altı ay sonra yem fiyatlarının ne olacağını ve hayvanını satışa çıkardığında hangi fiyatla karşılaşacağını öngöremiyorsa yatırım kararını erteleyebilir.</div> <div>Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansmana erişim sorunu, sektördeki üretim kapasitesini sınırlamaktadır. Yüksek faizli krediler, kısa vadeli borçlanma ve gelir-gider arasındaki dengesizlik, üreticiyi zaman zaman işletmesini küçültmeye veya hayvanlarını elden çıkarmaya zorlamaktadır.</div> <div>Bunun yanında genç nüfusun kırsal üretimden uzaklaşması ve hayvancılığın ağır çalışma koşulları da önemli bir sorundur. Köylerde üretimin devam edebilmesi için yalnızca hayvan desteği değil, sosyal imkânlar, eğitim, teknoloji ve düzenli gelir sağlayan bir ekonomik yapı oluşturulmalıdır.</div> <div><strong>Çözüm ithalatta değil, üretim kapasitesinde aranmalı</strong></div> <div>Türkiye'nin önceliği, ithalatı tamamen ortadan kaldırmak gibi gerçekçi olmayan bir hedef koymak yerine ithalata duyulan yapısal ihtiyacı azaltmak olmalıdır. Bunun için öncelikle yem üretiminde yerli kaynakların payı artırılmalıdır. Mera alanlarının korunması, ıslah edilmesi ve verimli kullanılması, hayvancılığın maliyetlerini düşürecek temel adımlardandır.</div> <div>Damızlık hayvan yetiştiriciliğine daha fazla önem verilmesi de gerekmektedir. Sürekli besilik hayvan ithal etmek yerine yerli damızlık kapasitesini geliştirmek, uzun vadede ülkenin hayvan varlığını güçlendirebilir. Genetik ıslah, hastalıklarla mücadele, modern ahır sistemleri ve hayvan başına verimlilik artışı bu politikanın temel unsurları olmalıdır.</div> <div>Ayrıca üreticinin önünü görebileceği uzun vadeli destek modelleri oluşturulmalıdır. Desteklerin yalnızca hayvan satın alımına değil; yem üretimine, buzağı kayıplarının azaltılmasına, kaliteli damızlık yetiştiriciliğine ve işletmelerin modernizasyonuna yönlendirilmesi gerekir.</div> <div><strong>Gıda güvenliği ekonomik bağımsızlığın parçasıdır</strong></div> <div>Büyükbaş hayvan ithalatı meselesini yalnızca et fiyatları üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olacaktır. Gıda güvenliği, ekonomik bağımsızlığın ve toplumsal refahın temel unsurlarından biridir. Küresel krizlerin, savaşların, salgınların ve ticaret kısıtlamalarının yaşandığı bir dünyada temel gıda ürünlerinde dışa bağımlılığın yüksek olması önemli bir risk oluşturmaktadır.</div> <div>Türkiye'nin hayvancılık politikası günü kurtaran ithalat kararları yerine uzun vadeli üretim stratejisine dayanmalıdır. İthalat gerektiğinde yapılabilir; ancak bu uygulama yerli üreticiyi rekabet edemez hâle getirmemeli, üretimden çekilmeyi hızlandırmamalıdır.</div> <div>Sonuç olarak mesele kaç bin baş hayvan ithal edildiğinden çok, Türkiye'nin neden bu kadar yüksek miktarda ithalata ihtiyaç duyduğudur. Asıl başarı, ithalat rakamlarının artması değil, yerli üretimin güçlenmesi ve ithalat ihtiyacının zaman içerisinde azalmasıdır. Üreticisini koruyamayan, yem maliyetlerini kontrol edemeyen ve damızlık kapasitesini geliştiremeyen bir ülkede et fiyatlarının kalıcı biçimde düşmesini beklemek gerçekçi değildir.</div> <div>Türkiye'nin artık hayvancılıkta ithalat merkezli değil, üretim merkezli bir anlayışa geçmesi gerekiyor. Çünkü hayvanı dışarıdan satın alabilirsiniz; ancak sürdürülebilir üretim kültürünü, güçlü kırsal ekonomiyi ve gıda güvencesini ithal edemezsiniz.</div> <div>ZAFER ÖZCİVAN</div> <div>Ekonomist-Yazar</div> <div>Zaferozcivan59@gmail.com</div> <div> </div>