TRİBÜN ANALİZ!

TRİBÜN ANALİZ!
Hep söylerim "Tribün sanatttır, en büyük sanatçısı Bursasporlulardır"
Bunun yanısıra en çilekeş ve fedakâr da onlardır.
Yıllardır en saçma uygulamaların, cezaların kobayı olarak kullanılırlar.
Bu sene de yaşıyoruz işte.
Tüm bunlara rağmen yeşil beyazlı taraftarlar maçlarda destan yazmaya devam ediyor, ülke sorunlarına karşı cesur duruşlarıyla bayraktarlık yapıyorlar. 
Bu arada camiamız içinden tribündeki bazı olumsuzluklar ve eksikliklerle ilgili eleştiri ve öneriler de oluyor. 
Bu da gayet doğal.
Bunu "Tribün sosyal medyadan yönetilmez" diye tepkisel karşılayanlar oluyor. Zaten öyle. Bunu yapmak isteyen de yok zaten.Tribün, yerinden yönetilir.
İnsanlar sadece iyi niyetle fikir veriyor, öneri sunuyor o kadar. Bunu kötü algılamamak lazım. 
Ben de bugünkü yazımda tribünümüzü değerlendireceğim.
Tam 25 yıl o tribünlerde yer aldık. 
Her açıdan hakkını da vermeye çalıştık.
Eskiler bilir.
Şimdi bugünün tribüncülerine Gazeteci-Yazar olarak değil, onlardan biri, ağabeyleri olarak bazı öneri ve eleştirilerim olacak. 
Evet Bursaspor Tribünü kulübe müthiş katkı sağlıyor. 
Transfer görüşmelerinde yöneticilerin ellerindeki en büyük koz dolu tribünler, coşku ve yapılan şovlardı. "Bursaspor taraftarı transfer masalarında baş köşede yer aldı" desem inanın abartmış olmam. 
Bugün İheanacho, Celtic'ten, Bursaspor'a geldiyse bunda tribünün payı çok ama çok fazladır. Kulübün bulduğu sponsorlarda, alınan reklamlarda da öyle. 
Dolu tribün kulübün şehir için önemini gösterir. Kent dinamikleri ona göre tavır alırlar. 
Evet Bursasporlular yaptıklarıyla şu an ülke çapında da ses getiriyorlar, Dünya çapındaki spor sitelerinde videoları yayınlanıyor.
Özellikle ülkemiz tribünlerine ilham veriyorlar.
Tribün konusunda kendini en tepede görenler bile Bursasporluların şovlarıyla stadlarını hareketlendirmeye çalışıyorlar.
Bursa'yla, Bursaspor'la alakasız insanlar sırf Bursaspor taraftarını izlemek için ekran başına geçiyor.
Bursasporlular gerçekten de rol model durumundalar.
Ancak ifade ettiğim gibi eksikler ve zayıf yönler de yok değil.
İşte bugün o eksikleri konuşalım istiyorum. 
Özeleştri yapalım ki hataları, zayıf yönleri giderelim.

BESTESİZLİK

Öncelikle karşılıklı tezahüratlarda yakalanan atmosfer müthiş. 
Bütün stat farklı bir ruh haline bürünüyor. Herkes kendinden geçiyor. Ancak o anlar kısa sürüyor.
Dolayısıyla maçın geneline etki edemiyor. 
Bu durumda bestelere ihtiyaç oluyor.
Ancak beste konusunda sıkıntı yaşanıyor. 
Kaliteli, güçlü, tüm tribünleri coşturacak, katılımlarını sağlayacak  beste çıkmıyor. 
Üstelik böyle tarihi bir hikaye yazılırken bu olmuyor.
2010 şampiyonluğundaki "Çekmişiz kafaları" tezahüratı o sezona damga vurmuştu. 
Şu an ağır, temposuz, söylemesi zor  besteler var. Yeni yapılanlar da ağır kalıyor ve onlar da tutmuyor haliyle. Beste için şarkı seçilirken kısmına, temposuna iyi bakılmalı. 
Tüm stadın söyleyebileceği melodi ve sözlere ve ruha sahip olmalı.

TEZAHÜRAT KALİTESİ VE ÇEŞİTLİLİĞİ

Tezahürat kalitesi ve çeşitliliği de gittikçe düşüyor. Ki bu "Tribün kültürünün" önemli göstergelerindendir. 
Hep aynı bir kaç tezahüratla maçlar tamamlanıyor.
Ayrıca neyi nerde bağıracağını bilmek de çok önemli. Bu da yine tribün kültürünün yansımasıdır. 
Takım oyundan düşmüş, oyuncuları harekete geçirecek tezahüratlar yerine alakasız, kendini eğlendiren besteler söylenebiliyor.
İstanbul kulüplerine yönelik  tezahüratlar yapılabiliyor. 
Süper Lig'e dönünce zaten yüzlerine karşı gereken söylenir. Şu an gerçekten gerek yok. Sadece takıma desteğe odaklanılmalı.
Takım yavaşladığında veya baskı yediğinde asıl o anlarda taraftara ihtiyaç oluyor. Tribün ona göre aksiyon almalı. Maç garantilendikten sonra eğlenmeye başlanır tabii ki.
Yine maç öncesi tribünler dolmuş herkes havaya girmiş, eskimiş, modası geçmiş tüm stadın aynı anda yapmadığı "Övünmekte, çok haklıyız" yapılıyor. Oysa bütün stadı ayağa kaldırıldığında coşkulu tezahüratlar başlatılır. Mesela "Bir tanem Bursaspor, Omuz omuza (Kasap havası) ki nedense bu sadece bizim statda yapılmıyor. Bursa'mızsın sen, Bursaspor sen çok yaşa" gibi coşku veren temposu yüksek eski tezahüratlar yapılabilir. "Olmasa ne farkeder kupalar" bestesi de çok güzel. Ama nedende söylenmiyor
Biraz daha hızlı tempo ile söylense özellille maç öncesi iyi gider. 

PLAYBACK YAPANLAR

Birde bağırır gibi yapıp mırıldananlar var. Adeta Playback yapıyorlar. Bu da tezahürat gücünü düşürüyor. Deplasman tribünü dolduğunda konuk taraftar eksta motivasyonla, ciğerden bağırdığında bizim kale arkasından fazla ses çıkardığına birçok kez şahit oldum.
O yüzden bu "Playback" konusu sağlam deplasman tribünlerine karşı sıkıntı oluşturur.

AĞIR TEZAHÜRATLAR

En büyük sorunlardan biri de hep vurguladığım gibi temposu düşük, ağır besteler. Sadece grupların söyleyebildiği ağır tezahüratlarda ısrar ediliyor. 
Diğer tribünler katılmadığı halde dakikalarca söylenmeye çalışılıyor.
Mesela "Oyna şerefinle oyna", son maçta olduğu gibi tempoyu düşüren "Yeşille beyazı hayatın anlamı" ya da "Çıkacak engellere aldırma" gibi birçok örneği olan 'ninni kıvamındaki' tezahüratlar artık rafa kalkmalı.
Hatta "Odam kireç tutmuyor' da yapılacaksa maç önü yapılmalı. 
Maç sonu herkes coşmak istiyor; ama Odam Kireç başlatılıyor.
Maç biterken atkılar açılacaksa  "Samanyolu" çok daha güzel ve Liverpool'un "You'll never walk alone" tadında olur.

ESKİ ETKİLİ TEZAHÜRATLAR

Tekrar maç içi desteğe dönecek olursak şu an yeni beste çıkmıyorsa takıma maç içi destek için de eski, tempolu tezahüratlara dönülebilir.
Bakın bu tribün hiç kesmeden alkış temposuyla söylenen "Bursaspor sen çok yaşa" ile geçmişte içerde, dışarda çok maç aldı. 
Grup hiç susmadan devam ederdi,  sonunda tüm stat katılır, yer gök inlerdi.
Eski stadta gaza gelip, gözyaşlarıyla koltuklara vura vura söylendiğini bilirim. 
Deplasmanda stat dışında kapışılan, küfürleşilen ev sahibi tribünün, 30 dakikadır süren o tezahüratı bizim tribüne dönerek alkışladığını bilirim.
Rakip başkanların "Bu tribün bizde olsa şampiyon oluruz" deyişlerine defalarca şahit olduk.
Bu maçların hepsini kazanmıştı Bursaspor, üstelik bazılarını geriden gelerek kazanmıştı.

KUZEY KALE 

Kuzey Kale'de çok güzel ve hareketli. Son derece uyumlu şekilde tezahüratlara katlıyorlar. Hatta diğer tribünler sustuğunda devreye dahi giriyorlar. İyi de yapıyorlar. Tek eksileri bazen deplasman tribünü ile gereksiz diyaloğa girmeleri. Bursaspor seviyesine yakın tribünler olsa ara ara atışma olur tabii ki; ancak 100 kişi gelmiş, tribün kültürü olmayanları kaale almaya gerek yok diye düşünüyorum.

ATKI VE FORMA 

Bursaspor Taraftarı 90'lı yılların başından itibaren atkı ve forma kültürü ile öne çıktı.
Şu an da bu konuda zirvede yer alıyor.
Ancak daha da iyi olunabilir.
Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum.
Tribünler kulübün en canlı rengini kullanır. Bursaspor'da bu renk 'Yeşil' olduğuna göre forma harici canlı tonlarda yeşil tişört, polar veya mont giyilmesi renk bütünlüğünü sağlar.
Rakip takım sahaya çıktığında yemyeşil giyinmiş 45-50 bin kişi görünce en baştan irkilir. "Biz 11 artı bu kalabalığa karşı mücadele edeceğiz" diye düşünür.
O yüzden mavi Fetih formaları başta olmak üzere farklı renklerle stada gelmemek gerekiyor. 
Beyaz da olmaz bakın. 
Sadece yeşil.
Ha " Bu maç iki tribün yeşil diğer iki tribün beyaz giysin" gibi bir organizasyon yapılır, o zaman olur tabii.
Ayrıca atkısız gelmemek de çok önemli. Bir de boynundaki atkıyı açmaya üşenenler var. Ya da şovu telefona çekmeye çalışanlar. 
Oysa şova katılıp, parçası olmak, anı yaşamak çok daha güzeldir.
Zaten hepsi kayıt altına alınıyor.
Özetle herkes maça yeşil giyerek, atkıyla gelmeli, gelen de şovlarda atkısını kullanmalı.

ALKOL  ve KÜFÜR SORUNU

Alkol sorunu da tribünde performansı düşürüyor. Kimseye içmeyin deme hakkımız yok. Ama dozajını ayarlamak gerekiyor. Ayrıca aşırı alkol tribüne kavga olarak da yansıyor. O da tüm ambiansı bozuyor. Buna da kimsenin hakkı yok. Daha dikkatli olunmalı.
Küfür son zamanlarda azalmaya başladı. Bu kadar ailenin geldiği yerde küfür hiç yakışmıyordu zaten. Son maçlarda küfür yok gibiydi. Böyle devam etmeli.

SOSYAL MEDYA 

Son olarak sosyal medyaya değinmek istiyorum. Şu an tüm Türkiye'nin sempatisini ve hayranlığını kazanmışken orada antipatik söylemlerden uzak durmak gerekiyor.
Kendimizi övüp, başka tribünleri küçük gören söylemlere de girmemek lazım.
Zaten herkes her şeyi görüyor. 
Tahrik edenleri kaale almamak en iyi cevaptır.
Evet biraz uzun yazdım. 
Söz konusu Bursaspor Taraftarı olunca kısa olmazdı haliyle.
En iyiyken daha da iyi olmak taraftarımızın elinde. 
Evet birçok konuda tribünümüzle gurur duyoruz. Koreografiler, şovlar, karşılıklı tezahüratlar, görüntüleri, deplasmanları...
Göğsümüzü kabartıyorlar. 
Bahsettiğim konularda da eksikkeri giderirlerse liderliklerini açık ara sürdürürler.
Bursaspor Taraftarı istesin tüm bunları halleder. 
Bundan zerre kuşkum yok.
Ben dilim döndüğünce ifade etmeye çalıştım Gerisi tribünlerdeki kardeşlerimize kalmış
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ