93 Yıllık Cumhuriyet’e Birleşmiş Milletler ayarı…

Sağladığı kazanımlar gözardı edilerek, temel niteliklerinin tartışmaya açılmak istenmesi, Cumhuriyet'in felsefesiyle bağdaşmayan, üzüntü verici bir durumdur.

  93 Yıllık Cumhuriyet’e  Birleşmiş Milletler ayarı…

Bağnaz düşüncelerin etkisinde kalarak, yapılanları küçümsemek ya da önyargıyla yaklaşmak, yurdumuzu kurtaranlara, Cumhuriyetimizi kuranlara karşı en büyük haksızlık olacaktır. Cumhuriyet'in geleceğe büyük bir ümitle bakmamızı sağlayan gurur verici atılım ve başarıları, her türlü zorlu engelin aşılması konusunda bizlere güç vermesi dileğiyle Cumhuriyet’in 93. Yılı hepimize kutlu olsun.
Türkiye, 15 Temmuz sonrasını askıya aldığı farklı başlıktaki konuları konuşmaya henüz başlarken Yeni Anayasa önceliğinde “direnç” ile karşılaşınca öncelikli önceliği olan konuya yani “Başkanlık” konusuna geri döndü. Yani bir nevi öncelikler yer değiştirmiş oldu. Türk tipi Başkanlık olarak lanse edilen sistem’in Türkçe karşılığı’nın “tek adamlık” olduğu bugün sık sık dillendirliyor. Zaman zaman ülke gündemine göre ortaya çıkarılan Medya Planlamaları bugün halk’ın gözü önünde cereyan edenleri “İç Politika” başlığı adı altında tartışmaya açtı. Bir taraftan Ortadoğu’nun cehennemine bulaşmış Türk Silahlı Kuvvetleri, hergün ABD’nin oyun kuruculuğu ile farklı birimlerin desteklenmesini nasıl sorgulayamaz duruma geldiyse, diğer yandan da İç Politika’da yaşanan “daha fazla güç” kavramını’da zaten ortada olmayan meclis ve muhalefet’te oluruna bırakmış durumdalar. Yakın tarihimizde de örnekleri’nin görüldüğü gibi her toplumsal olayın ardından bir tanzim etme, yeniden düzenleme süreci örnekleriyle aşikar. 12 Eylül’ün gelişini hazırlayan 24 Ocak kararları gibi 15 Temmuz’dan sonra yeniden biçim verilmeye çalışılan Türk Toplumu, yeni bir hukuki ve yönetimsel şekille tanzim edileceği sinyallerinin verildiği bir süreci de beraberinde yaşıyor.
Başkanlık Sistemi’nin, yüksek sesle konuşulmasından bu yana verilen ara, Türkiye’de Ak Parti İktidarı’nın yönetime geldiği günden bu yana kullandığı taktiklerin yeni tekrarı. Türkiye’de Başkanlık sistemi’ne neden ihtiyaç duyulduğu sorusunun cevabı malum çevrelerce “ Seçilmişlerin aldığı kararların atananlar tarafından engellenmesi ve bu da ülke menfaatleri için hızlı alınacak kararların önündeki en büyük etken “ olarak tanımlanıyor. Halk’ı seçim zamanlarında yanında görmek için Türkiye’nin en ufak mahallelerine kadar inip sadece “oy uğruna” yere göğe sığdıramayanlar, bugün bu söylem ile Halk’ın aklıyla alay eder durumdalar. 14 Yıllık Ak Parti iktidarı’nda Meclis’e gelen her türlü Kanun, KHK ve diğer tüm olağanüstü durumlarda bile önlerinde tek bir engel yokken “atanmışlar” tarafından kendilerine engel konulduğunu söyleyebilenler ne kadar haklı?
* * *
Geçtiğimiz yıllarda Erdoğan, Başbakan iken İstanbul’un Finansal Merkez durumuna getirileceği ve Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması gerektiğini vurgulamıştı. O günlerden bugünleri hatta yarınları göremeyenler bunun Radikal bir karar olduğunu, sadece ekonomi ve iş çevreleri tarafından bakıldığında doğru bir karar olduğunu düşündüler. Hatırlayın, o günlere denk gelecek şekilde Kanal İstanbul projesi ve büyük havalimanı projeleri eş zamanlı olarak birarada anılıyordu. Türkiye açısından önemli bir yatırım olacağı anlaşılan bu projelerin bugün esasında ne için yapıldığı ve hangi çevrelere hizmet ettiği dillendirilmeye başlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan Birleşmiş Milletler’in 71. Yıldönümü dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Erdoğan mesajında özetle; “ Kuruluşundan bu yana BM’nin ve onun temsil ettiği değerlerin en kuvvetli savunucuları arasında yer alan Türkiye, küresel barış ve güvenliğin temini, arabuluculuk, kalkınma, insani yardım, çevre ve Medeniyetler İttifakı gibi belli başlı alanlarda çok önemli roller üstlenmiştir. Kadim tarihi, zengin kültürel birikimi, stratejik konumu ve doğal güzellikleri ile İstanbul’un BM merkezi olarak Örgüt’ün misyonuna ve hedeflerine çok değerli katkılar sunacağına inanıyoruz.” diyerek Devletlerin “güç kullanma yasağı’nı” yaşama geçirebilmek (!) amacıyla kurulan fakat sonradan bu gücün tek sahibinin sadece ABD olmasından rahatsız olmayan bir kuruluşu Türkiye’ye çağırmanın ne kadar tehlikeli olduğundan hiç bahsetmiyor. “Savaş” sözcüğü BM örgütü’nün kaleme aldığı metinlerde kullanılmamış, saldırı ve güç kullanmak yasaklanmıştı. ABD güç kullanmayı devletler için hak olmaktan çıkartarak yasaklayan uluslararası hukukun yeni kuralını kendi çıkarlarına aykırı gördü, bu kuralı ihlal etmenin gerekçelerini ise fütursuzca sıraladı. Önce Kore’ye karşı başlatılan saldırı, daha sonrası Irak operasyonu zamanla BM içinde Güvenlik Konseyini de zamanla devreden çıkarttı. Bugüne geldiğimizde ABD kendi koyduğu kurallar ile Ortadoğu’nun belki de dünyanın sınırlarını yeniden belirlemenin uygulamasını yapıyor. ABD (BM) uluslararası hukuku yeniden belirliyor. Dünya halkları’nın önünde “barışa karşı suç” işleniyor. Yani Birleşmiş Milletler şunu diyor; Bundan böyle ABD ve onun komutasındaki devletler ya da ABD’nin onayını alan devletler güç kullanabilecek , diğer devletler için güç kullanma yasağı devam edecektir. “Barış’a karşı suç” zaman aşımına uğramaz. BM-ABD, Dünya İşgal planını çok önceden hazırlamış uyguluyorken, bugün hiçbir sebep yokken bırakın askeri kıyafetlileri, kravatlı olanlarını bile bu ülkeye davet etmek “Gizli İşgal” planına ortak olmaktır. Çünkü hepimiz biliriz ki “ABD askeri girdiği ülkeden dışarı çıkmaz”…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR