EMPERYALİST GÜÇLERİN SİNSİ SİLAHI: MEDYA- TÜRKİYE GERÇEĞİ!

EMPERYALİST GÜÇLERİN SİNSİ SİLAHI: MEDYA- TÜRKİYE GERÇEĞİ!

EMPERYALİST GÜÇLERİN SİNSİ SİLAHI: MEDYA- TÜRKİYE GERÇEĞİ!

Almanların Nazi uzantısıDünyayı kasıp kavururken Cumhuriyetimiz tüm heybeti ile İsmet İNÖNÜ’ nün kucağında kalıvermişti.

Kimsenin durduramadığı Nazileri Rusya’nın keskin soğuğu durdurmuştur.

Koca bir enkaz altında kalan dünyaya yardım eli Amerika’dan gelmiştir. İsmi Marshall Yardımları. Savaştan çıkan ülkelere küçük şartlarla kocaman paralar desteği.

Güzel Ülkem Türkiye’m savaşa katılmamış olmasına rağmen ısrar kıyamet bu yardımı almıştır. İmzayı atan İsmet İNÖNÜ. Paranın ülkemizde kullanım zamanları Adnan MENDERES dönemidir.

1948- 1951 yılları arasında 62 milyon dolar. Ayrıca da Amerika’dan 72 milyon dolar. İlk yedi yıl sadece faiz ödenecektir, geri kalanı ise 35 yılda %2.5 faizle eşit taksitlerle ödenecektir.

Şimdi dikkatinizi önemle rica ediyorum. O dönem Amerika’nın stokları mısır özü yağı doldu. Savaş olunca haliyle kimse gidip de başka bir ülkeden mal alamadı. Haliyle Amerika da satamadı.

Bilirsiniz bizim de Marmara’dan Egeye uzanan uçsuz bucaksız zeytinliklerimiz vardır.Tam da o dönem Amerika bize dolarları verirken şart koydu. Benden mısır özü yağı satın alacaksınız.

Kültür neden önemli. Bakın biz zeytinyağı biliriz. Tereyağı biliriz. Biz de o dönem mısır özü yağı kültürel olarak tanınmaz bilinmez.Sınırlı paramız var zaten borçla zar zor almışız. Amerika’nın verdiği parayla mecbur gidip Amerika’dan mısır özü yağı alacağız da kim yiyecek.

O dönem hemen televizyonlara doktorlar çıkarıldı. Vay efendim zeytinyağı ısıtılınca kanser yapıyor diye.

Zeytinyağlı yiyemem aman basma da fistan giyemem aman türküsü. Nasıl da içimizi kıpır kıpır eder. Dilimize dolanıverir.

Bu türkü de aynı dönem aynı amaca hizmet etmek için bestelenmiştir. Merak edenler arşivlere detaylı bakabilir. İhsan KAPLAYAN, Muzaffer SARIÖZEN sanatçılarımızaözel hazırlatılan bir türküdür.

Şimdi önemle dikkatinizi rica ediyorum. Basma da fistan giyemem aman. Fistan giyen kadınlar da ötekileştirilerek ülkemizde üretilen basma kumaştan uzaklaştırılma amacı vardır. Neden. Çünkü o dönem Amerika ilk kez plastik giysi üretti. Üretti ve yardım adı altında verdiği parayla bize zorla aldırdı.

Hem türkü hemmedya aracılığı ile yine pamuklu giysilerin su geçirdiği, plastik giysilerin su geçirmediği ve daha sağlıklı olduğu algısı oluşturuldu.

Dikkatinizi önemle rica ediyorum. Aynı dönem Amerika süt tozunu keşfetti. İlk olarak yardım adı altında ücretsiz ülkemize gönderdi. Kendi halkı üzerinde denemedi.

Radyasyonlu süt tozları aynı dönem okullarda çocuklarımıza dağıtıldı. Medya aracılığıyla sağlıklı olduğu kanalize edildi.

Bu olaydan sonra ülkemizde ilk defa çocuk felci görülmeye başlanmıştır.

Dikkatinizi önemle rica ediyorum, bakın çok önemli. Çok çok önemli. Atatürk dönemi Almanya’ya öğrenciler gönderdik. Uçak yapımını öğrensinler diye. Öğrendik de.

Amerika’nın uçakları ile eş değer uçaklar üretmeye başlamıştı. Atatürk’ten sonra ikinci dünya savaşı etkisi ile de ilgi azaldı.

Amerika aynı dönem yardımları verdiği dönem bakın bize uçaklarını verdi. Dedi ki siz üretmek için uğraşmayın. Size yardım yaptım tam yapayım.

Verdi eski uçakları. Savaş çıkarsa kullanmamıza da izin vermedi. Her yıl o eski uçakların bakımına bir dünya da para harcadık.

Zeytin yağlar üreticimizin elinde kaldı. O dönem zeytin ağaçlarını kesen çok üretici olmuştur. Aynı şekilde mandıralarımız kapandı. Uçak üretmeyi bıraktık.

Mısır özü yağları, margarinler soframızda, naylon elbiseler üzerimizde.Yavaş yavaş tüketmeye alıştık. Alıştırıldık.

Üretimi durdurulan halk, medya aracılığıyla kanalize edilmiştir ve kültürel dönüşüm tam da emperyalist güçlerin istediği yönde sağlanmıştır.

Bakın o dönem dahi sınırlı medya imkanları ile nasıl da sinsi bir dönüşüm sağlandı. Bizlerin mırıldanıp geçtiği bir türkü oluverdi. Naylon elbiselerin içinde kendimizi margarinleri yerken buluverdik.

Halk o gün de siyasetten uzak tutularak renkli dünyaya yönlendirildi, esasen bugün de yapılan aynı. Değişen hiçbir şey yok.

Dün türküler ile televizyona çıkan üç beş kişi ile yapılmaya çalışan bugün sosyal medya aracılığıyla dijital dünyada yapılıyor.

Emperyalist güçler. Amerika. Batı. Tıpkı onların giyindiği gibi giyiniyoruz. Adı moda oluyor. Avcumuzuniçinde saniyeler içinde kayıp giden ekranlarımız ile pazarlanıyor. Rengarenk ışıltılı bir dünyada.

Onların yediklerini yiyoruz. Onların içtiklerini içiyoruz. Hızlı hızlı tüketiyoruz. Parmağımızla kaydırıverdiğimiz resimler videolar ile esasen kültürümüzü değerlerimizi kaydırıyoruz.

Diziler filmler derken tüketim çılgınlığının içine ahlaki değerlerimiz de giriyor da adını aşk koyuveriyorlar.

Küçücük ekranın içinde tüketiyoruz. Zamanımızı. Çocuklarımızı. Değerlerimizi. Arkadaşlıklarımızı. Aşkımızı. Kültürümüzü.

Üretmiyoruz.

Yalnızlaşıyoruz.

Sahi, bahsettiğim türkünün devamı şöyledir. ‘’ Senin gibi cahile ben efendi diyemem aman’’. Burada ki cahil ile kast edilen Türk’tür.

Bitti.

Özgür kalın.

 

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR