<div>Hatta bugünün tarihi, başı sonu 18, taaaa bin yıl sonra gelecek.</div> <div>O yüzden...</div> <div>Sormayın sebebini…</div> <div>Bırakın öyle beni benle…</div> <div>Yormasın kimse kimseyi…</div> <div>Akışında gitsin öyle çok şey.</div> <div>Yoksa…</div> <div>Ooooo neler söyleriz.</div> <div>Ne bildik sözler.</div> <div>Hatta ne beylik laflar.</div> <div>Ama gelin bugün siz sadece siz olun.</div> <div>Harbiden…</div> <div>Kıçınız başınız oynamasın.</div> <div>Ta kendiniz olun.</div> <div>Hep söylüyorum ya…</div> <div><b>Ta kendin olmaktır özgürlük</b> diye…</div> <div><b>Kendin olmadığın haller, tutukluluk hallerin…</b></div> <div><b>Ona buna teslim olduğun hallerindir.</b></div> <div><b>Ama sakın unutmayın.</b></div> <div><b>Sevgi bir tutku, tutukluluk değildir.</b></div> <div><b>Sevgi, birisinin bir şekilde seni tamamladığının çok derinden anlaşılmasıdır.</b></div> <div><b>Birisinin seni tam bir daire haline getirmesi.</b></div> <div><b>Diğerinin varlığının senin varlığını artırması.</b></div> <div><b>Sevgi, kendin olman için sana özgürlük verir, o asla sahiplenme değildir.</b></div> <div>Osho’nun bu bakış açısını paylaşan dostumun aktardığı bu görüş, yazısının iskeletini oluştursa da.</div> <div>Salladım tüm gündemleri, gerçi o gündemleri yaratanların da umurunda bile değil ya sallamak, olsun. Ha belki ponpon kızlar hoş olabilirdi.</div> <div>Onun da ponponlarını zaten bantlardık.</div> <div>Oysa bazen parmak atmak da zevk ötesi olabilir de… Neyse…</div> <div>Öylesine hırsla, öylesine garip duyularla çıkıyoruz ki bazen yola, bu yoldan çıkmanın daniskası gibi oluyor. Sonra söylediğinle apışıp kalıyorsun.</div> <div>Anlayan anlıyor, anlamayansa inadına direniyor. Belki de Luvi’ce konuşmalı!</div> <div><b>(Luvi dili (Luvice veya Luwice) Anadolu’nun yerli halklarından biri olarak kabul edilen Luviler’in dili olup, Anadolu’nun en eski dillerinden biridir. Bu aynı zamanda, Hititler’in hiyeroglif yazılarında kullandıkları dildir.)</b></div> <div>Neyse sonuçta bizler karı-koca, sevgili, arkadaş...</div> <div>Yaşamda birbirimizin her şeyi olabiliriz.</div> <div>Ama temeli dostluğa dayanmıyorsa, uçup gidiyor çok şey, anlamını yitiriyor, hatta dokunduğunuz beden bile sıradanlaşıyor. Bunu zaten kimsenin iplediği de yok.</div> <div>Ve rutine dönen yaşamda, kendi ekseninizde dönüp duruyorsunuz.</div> <div>Bayağı hastalandığım bir süreçte not aldığım ve derlenen bazı satırları buldum arşivimden.</div> <div>39 derece ateşte kıvranırken…</div> <div>40 olsa yandı keten helva… Kanıttırır dururdum buzzzzzz diye.</div> <div>O dönem dosyalar, raporlar ve haber trafiğiyle ilgili bol bol sayıklamıştım ama, bir filmle kendime gelmiştim.</div> <div><b>Julia Roberts</b>'ın aşkın hoş büyüsünü yansıtan, engel tanımayan bir aşkı anlatan filmini izliyordum. Sözler hala beynime kazılıdır.</div> <div>Kızıl saçlı güzel yıldız, <b>"Bir çocuğun önünde durmuş, onun beni sevmesini istiyorum"</b> derken, verilen mesajlardaki anlamı ve çabayı üst üste koyduğunuzda içiniz titriyor.</div> <div>Yine yetenekli oyuncunun <b>"Erkekler düşleriyle yatağa girer, gerçeklerle uyandıklarında ise bundan hoşlanmazlar" </b>sözü yaşamla belki örtüşüyor, ama temeli dostluğa dayalı aşk kavramında insanı düşündürüyor.</div> <div>Yaaaa... dedim ya yazıya başlarken… Salladım bugün çok şeyi…</div> <div>Bırakın onu bunu…</div> <div>Gerçek bir dostunuz var mı? <b>"Bir dost, bir post yeter bana..."</b></div> <div>Ne de güzel bir söz. Ne hoş demiş anlatan.</div> <div>Dünya malı dünyada kalıyor.</div> <div>Geriye bir hoca, pamuk…</div> <div><b>Allahaşkına neyin itişi kakışı bu...</b></div> <div>Hadi biraz nefes alın...</div> <div>Kahve zamanı geldi.</div> <div>Ne dersiniz?</div>