Erkekler düşleriyle yatağa girer!

Bugün içimden hiçbir şey yazmak gelmedi.

Erkekler düşleriyle yatağa girer!

Hatta bugünün tarihi, başı sonu 18, taaaa bin yıl sonra gelecek.

O yüzden...

Sormayın sebebini…

Bırakın öyle beni benle…

Yormasın kimse kimseyi…

Akışında gitsin öyle çok şey.

Yoksa…

Ooooo neler söyleriz.

Ne bildik sözler.

Hatta ne beylik laflar.

Ama gelin bugün siz sadece siz olun.

Harbiden…

Kıçınız başınız oynamasın.

Ta kendiniz olun.

Hep söylüyorum ya…

Ta kendin olmaktır özgürlük diye…

Kendin olmadığın haller, tutukluluk hallerin…

Ona buna teslim olduğun hallerindir.

Ama sakın unutmayın.

Sevgi bir tutku, tutukluluk değildir.

Sevgi, birisinin bir şekilde seni tamamladığının çok derinden anlaşılmasıdır.

Birisinin seni tam bir daire haline getirmesi.

Diğerinin varlığının senin varlığını artırması.

Sevgi, kendin olman için sana özgürlük verir, o asla sahiplenme değildir.

Osho’nun bu bakış açısını paylaşan dostumun aktardığı bu görüş, yazısının iskeletini oluştursa da.

Salladım tüm gündemleri, gerçi o gündemleri yaratanların da umurunda bile değil ya sallamak, olsun. Ha belki ponpon kızlar hoş olabilirdi.

Onun da ponponlarını zaten bantlardık.

Oysa bazen parmak atmak da zevk ötesi olabilir de… Neyse…

Öylesine hırsla, öylesine garip duyularla çıkıyoruz ki bazen yola, bu yoldan çıkmanın daniskası gibi oluyor. Sonra söylediğinle apışıp kalıyorsun.

Anlayan anlıyor, anlamayansa inadına direniyor. Belki de Luvi’ce konuşmalı!

(Luvi dili (Luvice veya Luwice) Anadolu’nun yerli halklarından biri olarak kabul edilen Luviler’in dili olup, Anadolu’nun en eski dillerinden biridir. Bu aynı zamanda, Hititler’in hiyeroglif yazılarında kullandıkları dildir.)

Neyse sonuçta bizler karı-koca, sevgili, arkadaş...

Yaşamda birbirimizin her şeyi olabiliriz.

Ama temeli dostluğa dayanmıyorsa, uçup gidiyor çok şey, anlamını yitiriyor, hatta dokunduğunuz beden bile sıradanlaşıyor. Bunu zaten kimsenin iplediği de yok.

Ve rutine dönen yaşamda, kendi ekseninizde dönüp duruyorsunuz.

Bayağı hastalandığım bir süreçte not aldığım ve derlenen bazı satırları buldum arşivimden.

39 derece ateşte kıvranırken…

40 olsa yandı keten helva… Kanıttırır dururdum buzzzzzz diye.

O dönem dosyalar, raporlar ve haber trafiğiyle ilgili bol bol sayıklamıştım ama, bir filmle kendime gelmiştim.

Julia Roberts'ın aşkın hoş büyüsünü yansıtan, engel tanımayan bir aşkı anlatan filmini izliyordum. Sözler hala beynime kazılıdır.

Kızıl saçlı güzel yıldız, "Bir çocuğun önünde durmuş, onun beni sevmesini istiyorum" derken, verilen mesajlardaki anlamı ve çabayı üst üste koyduğunuzda içiniz titriyor.

Yine yetenekli oyuncunun "Erkekler düşleriyle yatağa girer, gerçeklerle uyandıklarında ise bundan hoşlanmazlar" sözü yaşamla belki örtüşüyor, ama temeli dostluğa dayalı aşk kavramında insanı düşündürüyor.

Yaaaa... dedim ya yazıya başlarken… Salladım bugün çok şeyi…

Bırakın onu bunu…

Gerçek bir dostunuz var mı? "Bir dost, bir post yeter bana..."

Ne de güzel bir söz. Ne hoş demiş anlatan.

Dünya malı dünyada kalıyor.

Geriye bir hoca, pamuk…

Allahaşkına neyin itişi kakışı bu...

Hadi biraz nefes alın...

Kahve zamanı geldi.

Ne dersiniz?

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR