Medya ayağı !

Sanırım bunun üzerine çok şey yazılır.

Medya ayağı !

Bir süredir haberlerde izliyor, okuyoruz ya..

'Medya ayağı' operasyonları...

Alayı kırkayak ve haremiler.

Ama asıl vahim olanı yozlaşan medyanın toplum karşısısında ki itibarsızlığı.

Geçen izliyorum bir kanalda. Sunucunun anonsu şöyle..

"hükümete yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi bugün köşesisinde yazdı. Ak Parti neler yapacak?" Aslında bu tanım ne kadar vahim değil mi?

Oraya yakın, buraya yakın yazar çizer olmak.

Oysa bugün medya şirketlerinin alayında herkes kurumsal çıkarın ibresi nereyeyse oraya yakın...

Eee işleri bitince yani son kullanım tarihleri ne olacaklar?

Bugün Selviler var, okyanus yalakası çakma ROK'çular ve, alçısı tutmayan bir yığın köşe taşı var.

Dünde vardı. Demirel döneminde, Özal döneminde... Yılmaz, Çiller döneminde.

Ecevit döneminde 'fetö okulları' yıkanır yağlanır, medyada da hasta adam manşetleri, siyasete dikte eden siad'lar vardı. Peki bugün..

Bu dönemde yandaş ve candaş yapılar açıkça ortada.

Sizce itibarları var mı? Tirajlara bakın, reytingleri okuyun görürsünüz!

Yani iktidar yanlısı yayınlar nasıl gün boyu yıkama yağlama içindeyse, muhalif olan kanallarda o kadar marjinal ve hepsi kendi ideolojisini savunuyor.

Trabzon'da bir konferans ve atölye çalışmasında konuşmacıyken ODTÜ'lü bir arkadaşın 'sizin neyinize güvenelim, her yanınız oynuyor' dediğinde yanıtım çok netti.

Toplumda işte böyle ayrıştıkça herkes kendine oynuyor. Kendi çalıp kendi söylüyor.

Nasıl Selvi'nin haberini anons ederken Portakal'ın sürekli eleştiri getirmesi yayıncılığı ortadan götürmek değil taraflı gitmekse, yandaşında bundan farkı yok. Yap işini bırak yorumu halka.

Sürekli aynı şeyleri verdikçe herkes aslında sürmenaj oluyor.

O yüzden bugün medya ayağında ki yapıları sorgularken, yeni oluşturduklarımızı da iyi anlamamız lazım. Ben ne dün ne bugün o tarz yapıların hiç birine itibar etmedim. Etmemde. Kokusu da çıktı zaten.

Ama ya o koku çıkmasaydı. Ya çıkarlar çatışmasıydı. Bu işgal sinsice ilerlerdi her koldan.

O yüzden herkes sorumlu çok şeyden. Ulusalı analiz ederken, yerele dairlerimiz de var.

Çok değişen bir şey yok. Mutfaklar editoryal servisle gelen kurumsal haberlere odaklanmış. Bazen copy- pasteler de okunmadan yapılan hatalar bile göze çarpıyor.

Kurumsal medya toplantılarında bir yığın dönemin adamı, sonradan olma çakmalar.

Ellerinde koltuk altlarında çakma gazetelerle 'bak seni yazdım, burada manşettesin' modunda arayışta. Herkes kendice alternaif dönemsel mesleki örgütler oluşturmuş gazeteci 'gibi' davranıyor. Oysa çoğu dibine kadar siyaset ve taşeronluk yapıyor.

Çünkü alayı sadece kendine oynuyor. Sorgulayın içeriği, kaliteyi, rekabeti.

Neresindeyiz bu oyunun? Pardonda iktidar yada muhalefetinde bu tarz insanlara ihtiyaçları var ım?

Şehri yönetenler bir yerde açılışta törende, etraflarında sürekli aynı insanlar. Aynı kalemler..

Oysa.. Hergün aynı şeylerin verilmesi, sunulması, sürekli pofpof samimiyeti ortadan kaldırır.

Yazan çizen anlatan sorgulayabilmeli.

Elbet eleştirininde adabı var, ama ortada bunu yapabilecek kaç insan kaldı?

Ben hala yerelleşmenin yarının Türkiye'sinde çok akılı ve anlamlı olacağını düşünenlerdenim.

Fakat bunu yaparken özellikle işin medya ayağında da hele ki bugün teknolojisiyle çok şeyi üst düzeye tşıyabilecekken sevgili patronların ve sonradan patronculuk oynayanların insan kaynağı kalitesi, içeriği daha çok ön planda tutmalarının onlara oluşacak güven açısındanda önemli olduğunu düşünüyorum.

Sizler iyi iş yaparsanız bırakın kim hangi ayakta oynarsa oynasın.

Sonuçta nitelik ve kalite kazanacaktır.

Yeter ki yozlaşmaya artık daha fazla izin vermeyin..

Kasabalı değil şehirli olun, dünya şehirleriyle medyalarıyla yarışın.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR