O ailelerin yaşadığını iyi biliyorum...

Zirve yapmak için çıktıkları Uludağ'da kaybolan Efe Sarp ve Mert Alpaslan'ın cansız bedenlerine, on yedi gün sonra ulaşıldı...

O ailelerin yaşadığını iyi biliyorum...

Uludağ'ın zirvesindeki hava durumu dikkate alındığında, cesetlere,  havalar ısınıp, karlar eridikten sonra da ulaşılabilirdi...

Neyse ki, bu yaşanmadı...

Kaybolan Efe ve Mert'i, Türkiye çok konuştu...

Herkes, kendilerinden gelecek güzel haberleri bekledi...

Ama onlar, zirvede beyaz ölüme yenik düştü…

Ya, o gençlerin yollarını gözleyen aileleri…

Ve, çektikleri…

Dünya'da, en zor beklentilerden biri de, ulaşamadığınız yakınınızdan gelecek -iyi veya kötü- haberi, çaresizlik içersinde beklemek olsa gerek…

O kişi birde canınızsa....

Çocuğunuz, eşiniz, anneniz, babanız, kardeşiniz veya çok sevdiğiniz bir yakınınız ise…

Ömrünüzden, ömür gider...

Kafanızdan, neler geçirirsiniz neler...

Ölümü, ona asla yakıştıramazsınız...

Mutlaka, bulunacağını...

Koşarak gelip, size sarılacağını hayal edersiniz...

Umudunuzu yitirmemeye çalışırsınız...

Bazı günler de, karamsarlığa kapılırsınız...

Gelebilecek, en kötü haberi düşünürsünüz...

Kahrolursunuz...

O zaman da, canınızı kaybettiğiniz için üzülür, cesedi bulunduğu içinde sevinirsiniz...

En azından, "Hiç olmazsa, mezarı var… Kabrine gider çiçekler koyarım, dualar ederim... Kendisi bana cevap vermese de, ben onunla konuşurum" dersiniz...

Ve, acınızı dindirmeye çalışırsınız...

Bunu da,ne kadar başarırsınız, o da ayrı bir konu…

ACIYA, TANIK OLDUM…

Çaresizlik içersinde beklemenin nasıl bir acı olduğuna, Trabzon'da,1988 yılında yaşanan bir olayda, gazeteci olarak tanık oldum…

Korkunçtu...

Haziran ayının 23'ünde, Maçka İlçesi Çatak Köyü'nde heyelan meydana geldi...

Dağdan kopan dev toprak kitlesi, evlerin ve yolcu otobüslerinin mola verdiği dinlenme tesislerini yok etti...

Her şey, toprak altında kaldı…

Yaşanan felakette, altmışdört kişi öldü...

Günler süren çalışma sonucu,  cesetlerden biri hariç, diğerleri çıkartılıp yakınlarına teslim edildi…

Ulaşılamayan kişininailesi, çalışmaları yerinde görmek için, heyelan alanından hiç ayrılmadı…

Orada, yatıp-kalktılar…

Cenazelerini defnedenlere, “Hiç olmazsa, mezarlarını biliyorlar” diyerek imrentiler…

Dahası…

Cesetlerinin bulunması halinde, koyun keseceklerini söyleyerek, adakta bulundular…

Genellikle adaklar, insanların olmasını istedikleri güzel beklentilerin gerçekleşmesi durumunda adanırken, onlar, cenazelerine ulaşmaları halinde, adakta bulundular...

Yaşadıkları çaresizlik ve acıyı düşünebiliyor musunuz?

Sonunda, o kişide toprak altından çıkartıldı…

Adakta bulunulan koyunun kesilmesinden sonra, defnedildi…

O insanların yaşadıklarını görünce...

Efe Sarp ve Mert Alpaslan'ın ailelerinin neler yaşadığını çok iyi anlıyorum…

“Ateş, düştüğü yeri gerçekten yakıyormuş” diyorum…

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR