ZAFER ÖZCİVAN

ZAFER ÖZCİVAN

EKONOMİST - YAZAR

EKONOMİK DALGALANMALAR VE BÜYÜMENİN NİTELİĞİ

EKONOMİK DALGALANMALAR VE BÜYÜMENİN NİTELİĞİ

Ekonomiler hiçbir zaman dümdüz bir çizgide ilerlemez. Bazen hızlı büyür, bazen yavaşlar, kimi dönemlerde ise ciddi dalgalanmalar yaşar. Önemli olan yalnızca ekonominin ne kadar büyüdüğü değil, nasıl büyüdüğüdür.

Türkiye ekonomisi de son yıllarda yüksek enflasyon, faiz değişimleri, kur hareketleri, küresel enerji fiyatları, jeopolitik gelişmeler ve iç talepteki değişimlerin etkisiyle önemli dalgalanmalar yaşadı. Bu ortamda büyüme rakamlarına bakarken artık yalnızca “ekonomi büyüdü mü, küçüldü mü?” sorusunu sormak yeterli değil. Asıl soru şudur: Bu büyüme vatandaşın refahını artırıyor mu, üretim kapasitesini güçlendiriyor mu ve geleceğe sağlam bir ekonomi bırakıyor mu?

BÜYÜME VAR, AMA NİTELİĞİ ÖNEMLİ

Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde yıllık bazda yüzde 2,5 büyüdü. Ancak sektörlere bakıldığında tablo daha farklı görünüyor. Bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 9,5, tarım yüzde 4,6 ve inşaat yüzde 3,2 büyürken sanayi sektöründe yüzde 0,8'lik daralma yaşandı.

Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Ekonominin büyümesi ile üretim gücünün büyümesi aynı şey değildir.

Bir ekonomi tüketim, hizmetler veya belirli sektörlerdeki geçici hareketlilik sayesinde büyüyebilir. Ancak kalıcı refah için sanayi üretiminin, teknolojinin, makine yatırımlarının, ihracat kapasitesinin ve verimliliğin birlikte gelişmesi gerekir.

Çünkü bugün yapılan tüketim yarının büyümesini garanti etmez. Buna karşılık bugün yapılan teknoloji yatırımı, kurulan fabrika, geliştirilen ürün ve kazanılan yeni ihracat pazarı gelecek yılların üretim gücünü artırır.

DALGALANMALARIN FATURASI KİME ÇIKIYOR?

Ekonomik dalgalanmalar yalnızca istatistik tablolarında görülmez. Vatandaşın mutfağında, işletmenin bilançosunda ve yatırımcının kararlarında doğrudan hissedilir.

Enflasyon yükseldiğinde vatandaşın satın alma gücü azalır. Faizler yükseldiğinde kredi maliyetleri artar. Kur hareketleri ithal girdi kullanan işletmelerin maliyetlerini etkiler. Belirsizlik arttığında şirketler yatırım kararlarını erteler.

Böyle bir ortamda işletmelerin temel hedefi büyümekten önce ayakta kalmak olabilir.

Oysa sağlıklı bir ekonomi, işletmelerin sürekli kriz yönetmek zorunda kaldığı değil, geleceği planlayabildiği bir ekonomidir.

SANAYİ NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

Büyümenin niteliğini belirleyen en önemli alanlardan biri sanayidir.

Sanayi yalnızca fabrika demek değildir. Sanayi; teknoloji, mühendislik, nitelikli iş gücü, tedarik zinciri, ihracat ve verimlilik demektir.

Bu nedenle sanayi üretimindeki zayıflama yalnızca bugünün büyüme rakamlarını değil, geleceğin ihracat kapasitesini de etkiler.

2026'nın ilk çeyreğinde sabit sermaye yatırımları yüzde 3 artarken makine ve teçhizat yatırımlarındaki artış yüzde 3 oldu. Ancak aynı dönemde net ihracatın büyümeye katkısı negatif 2,5 puan olarak gerçekleşti.

Bu tablo üzerinde düşünmemiz gerekiyor.

Yatırım yapıyoruz ama yatırımın niteliği nedir? Üretiyoruz ama ne üretiyoruz? İhracat yapıyoruz ama kilogram başına ne kadar değer yaratıyoruz?

Ekonominin geleceği bu soruların cevaplarında saklı.

TÜKETİMLE BÜYÜME NEREYE KADAR?

Ekonomik büyümede tüketimin elbette önemli bir yeri vardır. Vatandaş harcar, işletme satış yapar, üretim artar ve ekonomi canlanır.

Fakat tüketim ağırlıklı büyümenin bir sınırı vardır.

Eğer tüketim büyük ölçüde borçlanma ve ithalatla destekleniyorsa, bugünkü canlılık yarının dış ticaret açığına ve finansman ihtiyacına dönüşebilir.

Kalıcı büyümenin yolu ise üretim, yatırım, ihracat, verimlilik ve teknoloji üzerinden geçer.

Bu nedenle ekonomik politikaların amacı sadece büyüme oranını yükseltmek değil, büyümenin kompozisyonunu değiştirmek olmalıdır.

DALGALANMALARI AZALTMAK İÇİN ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK ŞART

Ekonomik aktörlerin en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri öngörülebilirliktir.

Bir yatırımcı önümüzdeki yıl maliyetinin ne olacağını bilmiyorsa yatırım kararını erteleyebilir. Bir sanayici kredi maliyetini öngöremiyorsa kapasite artırımına gitmekte zorlanabilir. Bir vatandaş gelirinin satın alma gücünü hesaplayamıyorsa uzun vadeli harcama planı yapamaz.

Bu nedenle ekonomik istikrar sadece enflasyonun düşürülmesiyle sınırlı değildir. Para politikası, maliye politikası, yapısal reformlar ve yatırım ortamının birlikte ele alınması gerekir.

TCMB de son dönemde kredi büyümesindeki dalgalanmaların yönetilmesine ve finansal koşulların istikrarına yönelik makro ihtiyati araçların kullanılmaya devam edildiğini belirtiyor.

ASIL HEDEF: DAHA VERİMLİ BİR EKONOMİ

Türkiye'nin önündeki temel meselelerden biri büyümenin hızından çok verimliliğini artırmaktır.

Aynı miktarda emek ve sermaye ile daha fazla üretmek, daha kaliteli ürün ortaya koymak ve daha yüksek katma değer yaratmak gerekiyor.

Bunun için eğitim sisteminden sanayi politikasına, Ar-GE’den finansmana kadar geniş bir alanda dönüşüm gerekiyor.

Kamu kaynaklarının verimli yatırımlara yönelmesi, özel sektörün teknoloji yatırımlarının desteklenmesi, mesleki eğitimin güçlendirilmesi ve üniversite-sanayi iş birliğinin geliştirilmesi bu dönüşümün önemli parçalarıdır.

Çünkü geleceğin ekonomisinde yalnızca çok üreten değil, akıllı ve verimli üreten ülkeler avantajlı olacak.

SONUÇ: RAKAMIN ÖTESİNE BAKMAK

Ekonomik büyüme elbette önemlidir. Ancak büyüme tek başına başarı ölçüsü değildir.

Eğer büyüme sırasında vatandaşın satın alma gücü geriliyor, sanayi yeterince güçlenmiyor, yatırımlar erteleniyor ve teknoloji üretimi istenilen seviyeye çıkmıyorsa, büyümenin niteliğini sorgulamak gerekir.

Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca daha yüksek büyüme oranları değildir. Türkiye'nin ihtiyacı istikrarlı, üretken, verimli, teknolojiye dayalı ve geniş toplum kesimlerine refah sağlayan bir büyüme modelidir.

Ekonomik dalgalanmalar kaçınılmaz olabilir. Fakat bu dalgalanmaların şiddetini azaltmak ve ekonomiyi daha dayanıklı hale getirmek mümkündür.

Bunun yolu da günü kurtaran politikalardan değil; üretimi, yatırımı, verimliliği, insan kaynağını ve yüksek katma değeri merkeze alan uzun vadeli bir ekonomik anlayıştan geçmektedir.

Çünkü gerçek büyüme, yalnızca ekonominin rakamlarda büyümesi değil, ülkenin gelecekte daha güçlü üretme kapasitesine kavuşmasıdır.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ