SANDIK VAR, İSTİKRAR YOK: BULGARİSTAN SİYASETİNDE KIRILGAN DENGE
- 18-04-2026 08:21
- 18-04-2026 08:33
Bulgaristan’da son yıllarda sandık neredeyse mevsimlik bir ritüele dönüştü. Seçimler yapılıyor, sonuçlar açıklanıyor, ardından uzun ve yorucu pazarlıklar başlıyor… Ve çoğu zaman hikâye, kalıcı bir hükümet kurulmadan yeniden başa sarıyor. Bu döngü artık sadece siyasi aktörleri değil, seçmeni de yormuş durumda.
Bugün gelinen noktada asıl mesele şu: Sandık gerçekten çözüm üretiyor mu, yoksa sadece zaman mı kazandırıyor?
Siyasi sahnenin en tanıdık figürlerinden Boyko Borisov ve liderliğini yaptığı GERB-SDS, hâlâ güçlü bir aktör. Devlet tecrübesi, yerleşik teşkilat yapısı ve seçmen tabanı ile oyunun dışında kalması kolay değil. Ancak bir o kadar açık olan başka bir gerçek daha var: Eski denklemler artık eskisi kadar işlemiyor.
Reform ve değişim iddiasıyla ortaya çıkan PP-DB ittifakı ise sistemin tıkandığı noktaları açma vaadiyle dikkat çekiyor. Fakat onların da önündeki en büyük engel, parçalanmış bir parlamentoda tek başına etkili olmanın neredeyse imkânsız oluşu.
Bu tabloya bir de yükselen milliyetçi damar ekleniyor. Vazrazhdane gibi partiler, kriz dönemlerinin klasik refleksi olan içe kapanma ve sert söylem üzerinden güç devşiriyor. Bu da Bulgaristan siyasetini daha keskin, daha uzlaşmaz bir çizgiye doğru itiyor.
Cumhurbaşkanı Rumen Radev ise bu karmaşık denklemin ortasında, anayasal sınırlar içinde denge kurmaya çalışan bir figür. Ancak sistemin doğası gereği, onun rolü çözüm üretmekten çok süreci yönetmekle sınırlı kalıyor.
Ve belki de en kritik eşiklerden biri: Hak ve Özgürlükler Hareketi (DPS). Yıllardır olduğu gibi bugün de kilit konumda. Ne tam merkezde ne tamamen kenarda; ama çoğu zaman sonucu belirleyen yerde. Bu durum, Bulgaristan’daki Türk toplumunun siyasi ağırlığını da doğrudan etkiliyor.
Tam da bu noktada yerel sesler daha anlamlı hale geliyor. Necmi Ali’nin yaptığı “sandığa gidin” çağrısı, sıradan bir seçim mesajı değil. Bu, temsil gücünü kaybetmeme, varlığını görünür kılma ve denklemin dışında kalmama çağrısı.
Çünkü gerçek şu: Bulgaristan’da siyaset sadece partiler arasında değil, aynı zamanda kimlikler, yönelimler ve gelecek tasavvurları arasında da şekilleniyor.
Türkiye’de yaşayan yüz binlerce seçmenin tercihi de bu denklemin sessiz ama etkili bir parçası. Sandığa yansıyan her oy, sadece bir partiyi değil, aynı zamanda Bulgaristan’ın yönünü de belirliyor.
Sonuç olarak ortada net bir tablo yok. Ama belirsizlik çok net.
Bulgaristan ya bu döngüyü kıracak bir uzlaşma kültürü geliştirecek ya da sandık, çözüm üreten bir mekanizma olmaktan çıkıp siyasi tıkanıklığın tekrar eden bir sahnesine dönüşmeye devam edecek.
Ve belki de asıl soru hâlâ cevap bekliyor:
Sandık, istikrarın kapısını mı aralayacak… yoksa sadece bir sonraki krizin perdesini mi açacak?