Hayata dair çeşitleme: Hıdırellez
- 06-05-2026 12:06
- 06-05-2026 12:33
Annem Goran Bregović’in Ederlezi ( Hıdırellez) şarkısını dinlediğinde gözünden yaşlar süzülürdü....
Boşnakça bildiğinden anlardı sözlerini...
Oysa Yugoslavya’da doğmamıştı; Karamürsel’in Yalakdere köyünde dünyaya gelmişti... Gençliği ise Karamürsel’de geçmişti...
Çocukluğunda ya da gençliğinde özlenecek pek bir şey olmadığını söylerdi...
Yine de deniz ve dağları çok ama çok severdi, mutlaka özlediği bir yerler ya da bir şeyler vardı...
“Saoroma saorama babo babo....Ederlezi”
Şimdi ben de epeyce yaş aldım... Ederlezi’yi dinlerken gözümden yaşlar dökülüyor... Nedenlerimiz farklı olsa da...
Bana annemi hatırlatıyor...
Onun konuştuğu dili...
Kıymet Teyzemle (Sevinç), Asiye Teyzemle (Kolay), Muhibe Yengemle (Dere), Muzaffer Teyzemle (Estik) ve daha nice Boşnak akrabayla Boşnakça konuşurlardı.
Hele de bizim duymamızı istemediğimiz konular olunca!
O yüzden annemin vefatından birkaç yıl sonra Saraybosna’ya ilk kez gittiğimde uçaktan indiğim andan dönene kadar ağzımda kocaman bir gülümseme ile dolaşmıştım...
Sanki herkes çok iyi bildiğim bir ezgiyi söylüyordu...
Herkes annem gibi Boşnakça konuşuyorlardı.
KÜÇÜKLER SEVİLİR, BÜYÜKLER SAYILIRDI
An itibariyle dinlediğim Ederlezi beni çok duraksattığından YouTube’deki kanalı kapadım...
Çocukluğumun Hıdırellez kutlamalarını yazacağım diye, nerelere gittim...
Aklımın gittiği yerlerden çocukluğuma dönecek olursam....
Kayhan Mahallesi, Kirişçi Kızı Çıkmazı’nda doğdum büyüdüm... 1996 yılına kadar da o aralıkta yaşadım...
Eski Bursalıların yaşadığı bir sokaktı... Herkes birbirini tanırdı.
Yetişkinler, kimi küçük yaşta kimisi ise artık birer genç olan çocuklarının doğumuna, büyüyüşüne hatta evlenmesine tanıklık etmişti...
O sokakların hanımteyzeleri, beyamcaları, abla ve abileri vardı....
Küçüklerin sevildiği, büyüklerin sayıldığı yıllardı...
Oturduğumuz sokak, Roman Mahallesi olan Kamberler’e 10 dakika yürüme mesafesindeydi...
Romanlar o yıllarda Hıdırellez sabahı erkenden kalkar, at arabalarına, kamyonetlere, vasıta olarak ne buldularsa onlara biner ve Kireç Ocakları mevkiine akın ederlerdi...
Hıdırellez’i orada kutlarlardı... Davul, zurna, dümbelek, şarkı, türkü doyasıya ve kıyasıya eğlendiklerini bilirdik...
Çengi Kıymet komşumuzdu, o anlatırdı... (Aile olarak çok da düzgün insanlardı. Aralıkta tek bir kişiyle bile sorun yaşamamışlardı.)
Biz Kirişçi Kızı Çıkmazı Sakinleri ise kendi aralığımızda kutlardık...
Bir gece önceden kim ne istiyorsa dileklerini (Ev, araba, para, gelinlik) bir kağıda çizer, gül ağacının dibine gömerdi.
Hıdırellez sabahı erkenden ağacın altından alınıp suya atılmak üzere saklanırdı...
(Genellikle de Irgandı Köprüsü’nden balık avlanacak kadar temiz olan Gökdere’ye atılırdı.)
O zamanlar eski Bursa evleri bahçeliydi. Bahçesinde gül ağacı olan komşular bu ritüele izin verirdi...
Yine 5 Mayıs akşamı çıkmazın genç kızları baht / kısmet açılması için yüzük küpe gibi eşyalarını bir çömleğe koyar, onu da bir gül ağacının yanına bırakırdı...

Hıdırellez sabahı ateşten atlama bittikten sonra küp alınır, eşyalar maniler, şarkı türküler eşliğinde çıkartılırdı.
Bir gün önceden yakılacak Hıdırellez ateşi için malzeme hazırlığı yapılırdı. Her evden odun ve tahta parçaları kapı önlerine konurdu...
Hıdırellez sabahı erkenden kalkılırdı. Biz çocuklar, izin verirlerse Halisbeyamcalar’ın bahçesinden ya da Kayhan Camisi’nin mezarların olduğu arka bölümünden ısırgan otu toplardık.
(O zamanlar naylon torba bugünkü gibi lebi derya olmadığından ellerimizi dalamasın diye eski gazete kağıtlarıyla kopartırdık.)
Komşuların kapı tokmaklarına ısırgan otu dolardık. Nedenini hiç bilemiyorum, belki de erken uyanıp sokağa çıkmadıklarındandır....
Kapısını açan bir gün önceden hazırladığı çerezleri verirdi.
Herkes gün ışımaya başladığında sokakta olurdu...
Çıkmazın ortasında mini bir meydan vardı.
Ortasında büyükçe bir ateş yakılırdı. Sokak sakinleri balkon ve bahçedeki çamaşırları toplar, eve is girmesin diye pencereleri kapardı.
Evimi, bahçemi islediniz diye dırlanan hiç olmazdı. Zaten çıkmaz sokakta, şimdiki iki apartmandaki kadar hane bile yoktu. Ama çocuk, genç çoktu. En önemlisi de insanlık, komşuluk...
Ateşin üstünden herkes atlardı... Küçük yaştan itibaren ateşten atlama yeteneği geliştirdiğimizden midir nedir, kimse düşüp de kendini yakmazdı.
Çocuklar, gençler, genç kadınlar... Derken yaşlılar da kış mevsiminin ataletini üzerlerinden atmak ve sağlık dilemek, baharın esenliğine kavuşmak adına ufak bir ateşin üzerinden geçerlerdi.
Ateş söndükten sonra da çocuk ve gençler süpürge ve faraşları (şimdiki gibi naylon değil, demir!) ellerine alır, teneke çöp bidonlarını kül ve ateş artıklarıyla doldururlar, ortalığı bir güzel süpürürlerdi.
Ardından çeşmelere hortumlar takılır ve sokak yıkanır, tertemiz yapılırdı... .
Kirişçi Kızı Çıkmazı sakinlerinden hayatta olanlar hatırlar, Hıdırellez’de Remziyehanımteyzeler’in (Saka) evine giden arada kuzu bile çevrilmişliği vardır. Genelde o arada kilimler serilir, evlerden şilteler getirilir, küçük tüpteki çaydanlıkta demlenen çaylar içilir ve Hıdırellez kutlaması sonlanırdı...
Hıdırellez gününde evlerde çamaşır yıkanmaz, ev işi yapılmazdı.
Velhasıl... Güzel günlerdi...
Şimdi... Parklarda, meydanlarda kutlanıyor...
Ama hiçbiri de çocukluğumun Hıdırellezi kadar şen, şakrak, coşkulu değil...