TARIMDA ÜRETİM KARARLARI

TARIMDA ÜRETİM KARARLARI

Tarım dediğimiz mesele aslında sadece tarlaya tohum atmak, gübreyi serpip yağmuru beklemek değildir. İşin içinde emek vardır, alın teri vardır ama bir o kadar da akıl, plan ve doğru bilgi vardır. Çünkü tarım, doğaya bağlı olduğu kadar pazara da bağlıdır. Ne ekileceği ne kadar ekileceği, hangi ürüne talep olduğu bilinmeden yapılan üretim, çoğu zaman çiftçiyi de tüketiciyi de zor durumda bırakır.

Bugün geldiğimiz noktada ise en büyük sorunlardan biri şudur: Üretim kararlarının önemli bir kısmı, piyasanın gerçek sinyallerinden ve sağlıklı veriden kopuk şekilde alınıyor. Yani çiftçi çoğu zaman “neye ihtiyaç var?” sorusuna bakarak değil, “geçen sene ne para etti?” ya da “komşu ne ekti?” sorusuna bakarak karar veriyor. Bu da zincirleme bir dengesizliği beraberinde getiriyor.

Bir yıl bir ürün para ediyor, ertesi yıl herkes o ürüne yükleniyor. Sonuç? Arz fazlası, fiyat çöküşü, elde kalan ürün, zarar eden üretici. Sonra bir bakıyoruz, ertesi yıl herkes o üründen kaçmış, bu kez kıtlık başlamış, fiyatlar fırlamış. Yani tarımda bir denge değil, sürekli bir savrulma hali yaşanıyor. Bu savrulmanın temelinde ise planlama eksikliği ve veriyle bağın zayıflığı yatıyor.

Oysa modern tarım dediğimiz şey, sadece toprağı değil, veriyi de işler. Hangi bölgede hangi ürün daha verimli olur, iç piyasada ve dış piyasada hangi ürünlere talep artıyor, hangi ürünün stokları şişmiş, hangisi kritik seviyeye düşmüş… Bunların hepsi aslında üretim kararını yönlendirmesi gereken temel bilgiler. Ama çoğu zaman bu bilgiler ya çiftçiye ulaşmıyor ya da ulaşsa bile kullanılabilir hale gelmiyor.

PİYASADAN KOPUK ÜRETİMİN SONU: EMEĞİN BOŞA GİTMESİ

Çiftçi için en ağır şeylerden biri, bir yıl boyunca emek verdiği ürünün para etmemesidir. Mazotun, gübrenin, ilacın bu kadar pahalı olduğu bir ortamda, ürünün tarlada kalması ya da maliyetinin altında satılması sadece ekonomik bir kayıp değildir; aynı zamanda moral kaybıdır, güven kaybıdır.

İşte piyasa sinyallerinden kopuk üretim tam da burada büyük bir sorun yaratır. Örneğin bir yıl domates çok para ettiğinde, ertesi yıl herkes domatese yönelir. Ama o yıl market raflarında domates fazlası oluşur, hale gelen ürün değer kaybeder, ihracat kanalları yetmez. Çiftçi ürününü satamaz. Aynı döngü bir yıl sonra bu kez tersine döner. Bu kısır döngü yıllardır kırılmadan devam eder.

Bu tablo aslında şunu gösteriyor: Tarımda sadece üretmek yetmiyor, doğru zamanda doğru ürünü üretmek gerekiyor. Ama bu “doğruyu” belirleyecek olan şey kulaktan dolma bilgiler değil, düzenli ve güvenilir veridir.

VERİ OLMADAN PLAN OLMAZ

Bugün dünyanın birçok yerinde tarım artık veriyle yönetiliyor. Uydu görüntüleri, toprak analizleri, iklim tahminleri, tüketim trendleri, ihracat verileri… Hepsi bir araya getiriliyor ve üretim kararları buna göre şekilleniyor. Çünkü artık kimse “nasılsa satarız” anlayışıyla hareket etmiyor.

Bizde ise çoğu zaman veri var ama dağınık. Ya güncel değil ya sahaya inmiyor ya da sadeleştirilmediği için üretici tarafından anlaşılmıyor. Böyle olunca da planlama yerine alışkanlıklar devreye giriyor. “Ben hep bunu ekerim”, “babam da bunu ekiyordu”, “geçen yıl iyi kazandırmıştı” gibi cümleler, milyonlarca dönüm arazinin kaderini belirliyor.

Bu durum kısa vadede alışıldık gibi görünse de uzun vadede ciddi bir kırılganlık yaratıyor. Çünkü piyasa değişiyor, iklim değişiyor, tüketim alışkanlıkları değişiyor ama üretim davranışı aynı kalıyor. Sonuçta arz-talep dengesi sürekli bozuluyor.

ARACILAR VE YANLIŞ SİNYALLER

Bir başka önemli sorun da piyasa sinyalinin çiftçiye çoğu zaman doğru ulaşmaması. Ürün tarladan çıkıp tüketiciye ulaşana kadar uzun bir zincirden geçiyor. Bu zincirde halciler, tüccarlar, aracılar var. Her biri kendi maliyetini ve kârını ekliyor. Çiftçi ise çoğu zaman sadece en son fiyatı görüyor.

Bu durum, gerçek piyasa sinyalini bozuyor. Çiftçi aslında ürününün neden para ettiğini ya da neden etmediğini tam olarak anlayamıyor. Böyle olunca da sağlıklı karar almak zorlaşıyor. Üretim, bilgiye göre değil, söylentiye göre şekilleniyor.

“Falanca ürün bu yıl çok kazandıracakmış” gibi duyumlar, üretim desenini belirliyor. Ama bu duyumların çoğu ya eksik ya da yanlış oluyor. Sonuç yine aynı: Aşırı üretim ya da eksik üretim.

PLANLAMASIZLIĞIN TOPLUMSAL BEDELİ

Bu mesele sadece çiftçinin meselesi değildir. Çünkü üretimdeki dengesizlik doğrudan sofraya yansır. Bir yıl ucuz olan ürün ertesi yıl pahalanır, tüketici de bundan etkilenir. Gıda enflasyonu dediğimiz şeyin önemli bir kısmı da işte bu plansızlıktan beslenir.

Yani tarımda yanlış verilen bir karar, sadece tarlada kalmaz; markete, mutfağa, hatta ülke ekonomisine kadar uzanır. Bu yüzden tarımda üretim kararları bireysel tercihler gibi değil, sistemli bir planlama içinde ele alınmalıdır.

ÇÖZÜM: SAHAYA İNEN VERİ VE ORTAK AKIL

Peki çözüm yok mu? Elbette var. Ama bu çözüm tek bir adımla olmaz. Öncelikle üretim verisinin düzenli, güncel ve anlaşılır hale getirilmesi gerekir. Hangi ürün nerede ne kadar üretiliyor, hangi ürün ne kadar tüketiliyor, ihracat ve ithalat dengesi nedir gibi bilgiler sahaya kadar inmeli.

İkinci olarak, çiftçinin bu verilere erişimi kolay olmalı. Sadece rapor olarak değil, sadeleştirilmiş, yol gösteren bir bilgi sistemi kurulmalı. “Bu yıl şu ürün riskli, şu ürün dengeli, şu ürün talep görüyor” gibi net mesajlar üreticiye ulaşmalı.

Üçüncü olarak da üretici örgütleri ve kooperatifler daha güçlü hale gelmeli. Çünkü bireysel kararlar yerine ortak akılla verilen kararlar, riskleri azaltır. Birlikte planlama, birlikte pazarlama ve birlikte hareket etme kültürü güçlendikçe piyasa dalgalanmalarının etkisi de azalır.

SON SÖZ

Tarım, sadece toprakla değil, akılla da yapılan bir iştir. Eğer üretim kararları piyasanın gerçeklerinden ve sağlıklı veriden koparsa, emek çok olur ama karşılığı az olur. Bugün yaşanan dalgalanmaların temelinde de bu kopukluk yatıyor.

Artık şunu kabul etmek gerekiyor: Tarımda “ben böyle alıştım” dönemi bitmeli, “veri ne söylüyor?” dönemi başlamalıdır. Çünkü ancak o zaman hem üretici kazanır hem tüketici rahat eder hem de ülke tarımı daha sağlam bir zemine oturur.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ