<div>Dünya ekonomisinde dengeler yeniden kurulurken Kanada ile Avrupa Birliği arasındaki yakınlaşma artık yalnızca diplomatik bir gelişme olmaktan çıkıyor. Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı açıklamalar ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Kanada’nın “ortak üye” statüsüne ilişkin önerisi, iki taraf arasındaki ilişkilerin yeni bir boyuta taşınabileceğini gösteriyor. Ancak burada hemen belirtmek gerekir ki “ortak üyelik” henüz hukuki olarak tanımlanmış bir statü değil. Dolayısıyla bugün yaşananları tamamlanmış bir anlaşmadan çok, geleceğe dönük güçlü bir siyasi ve ekonomik yönelim olarak değerlendirmek gerekiyor.</div> <div>Bana göre bu gelişmenin en dikkat çekici tarafı, Kanada’nın Amerika Birleşik Devletleri’ne olan ekonomik bağımlılığını azaltmaya çalışırken Avrupa’nın da Kanada’yı enerji, savunma, teknoloji ve kritik mineraller açısından daha önemli bir ortak olarak görmeye başlamasıdır.</div> <div>Zaten iki tarafın ticari ilişkilerinde önemli bir altyapı bulunuyor. Avrupa Birliği ile Kanada arasındaki CETA ticaret anlaşması 2017'den bu yana geçici olarak uygulanıyor. 2025 yılında AB-Kanada mal ve hizmet ticareti 130 milyar avroyu aşarken, 2016-2025 döneminde toplam ticaret yüzde 81'in üzerinde büyüdü. AB'nin Kanada'ya mal ihracatı da 2016'daki 29,6 milyar avrodan 2025'te 48,8 milyar avroya yükseldi.</div> <div>Peki bundan en fazla hangi Avrupa şirketleri yararlanabilir?</div> <div>İlk sırada <strong>savunma sanayii</strong> geliyor.</div> <div>Kanada'nın savunma harcamalarını artırması ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmek istemesi, özellikle Almanya, İsveç, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerindeki savunma şirketleri için yeni fırsatlar yaratıyor. Alman denizaltı üreticisi TKMS'nin Kanada'nın 12 denizaltıya kadar uzanabilecek programında tercih edilen tedarikçi konumuna gelmesi bunun önemli örneklerinden biri. İsveçli Saab da Kanada'nın altı GlobalEye erken uyarı ve gözetleme uçağı için tercih ettiği şirket olarak öne çıkıyor.</div> <div>Burada önemli olan sadece silah veya uçak satmak değil. Kanada'nın istediği model giderek daha fazla yerel üretim, teknoloji transferi ve ortak tedarik zinciri oluşturulması yönünde ilerliyor. Dolayısıyla Avrupa şirketlerinin Kanada'da üretim ve Ar-Ge yatırımı yapması, uzun vadede ihracattan daha önemli hale gelebilir.</div> <div><strong>Havacılık sektörü</strong> de ikinci önemli alan.</div> <div>Airbus'ın Kanada'da aldığı siparişler ve savunma alanındaki projeleri, Avrupa havacılık sanayisinin Kanada pazarındaki ağırlığını artırıyor. Özellikle Kanada'nın hava filosunu yenileme ihtiyacı düşünüldüğünde Airbus açısından önemli bir potansiyel bulunuyor. Avrupa havacılık sektörünün Kanada'da sadece uçak satması değil, bakım, mühendislik, parça üretimi ve teknoloji alanlarında daha fazla yerelleşmesi mümkün.</div> <div>Bir başka önemli sektör ise <strong>makine ve sanayi teknolojileri</strong>.</div> <div>AB'nin Kanada'ya ihracatında makine, kimya, ilaç ve ulaştırma ekipmanları öne çıkıyor. Avrupa'nın Kanada'ya makine satışları 2025'te 9,5 milyar avroya ulaştı. Elektrikli ekipman ihracatı da 2022'de 2 milyar avro seviyesindeyken 2025'te 3,3 milyar avroya çıktı. Bu rakamlar bize Avrupa sanayisinin Kanada'daki potansiyelini açıkça gösteriyor.</div> <div>Özellikle <strong>Siemens gibi teknoloji şirketleri</strong> açısından Kanada'nın yapay zekâ, batarya üretimi ve enerji dönüşümü yatırımları yeni bir büyüme alanı oluşturabilir. Siemens'in Kanada'da yapay zekâ destekli batarya üretimine yönelik bir araştırma merkezine yatırım yapması, bu eğilimin şimdiden başladığını gösteriyor.</div> <div><strong>Ulaştırma ve demiryolu</strong> da dikkat çekici.</div> <div>Kanada'nın Toronto ile Quebec City arasında planlanan yüksek hızlı tren projesinde Fransız şirketleri Keolis, Systra ve SNCF Voyageurs'un yer aldığı konsorsiyumun seçilmesi, Avrupa ulaştırma teknolojilerinin Kanada'da daha fazla kullanılabileceğini gösteriyor. Kanada'nın ulaşım altyapısını yenileme ihtiyacı, Avrupa şirketleri için uzun vadeli iş fırsatları yaratabilir.</div> <div>Bence asıl stratejik alan ise <strong>kritik mineraller</strong>.</div> <div>Kanada; nikel, lityum, bakır ve diğer kritik hammaddeler bakımından Avrupa için önemli bir alternatif kaynak olabilir. Avrupa Birliği bir taraftan Çin'e olan kritik hammadde bağımlılığını azaltmaya çalışırken, Kanada da Amerika dışındaki pazarlarla ilişkilerini güçlendirmek istiyor. Avrupa Yatırım Bankası ile Kanada hükümetinin kritik mineraller projelerinin finansmanı konusunda iş birliği arayışına girmesi bu nedenle önem taşıyor.</div> <div>Ancak burada fazla iyimser olmamak gerekiyor.</div> <div>CETA zaten gümrük vergilerinin büyük bölümünü ortadan kaldırmış durumda. Dolayısıyla bundan sonraki kazanımlar sadece gümrük vergilerinden gelmeyecek. Kamu ihaleleri, yatırım, dijital ticaret, mesleki hareketlilik, standartların karşılıklı tanınması ve yerel üretim çok daha belirleyici olacak. Ayrıca AB içinde CETA'nın tam olarak onaylanmamış olması da sürecin önünde hukuki ve siyasi engeller bulunduğunu gösteriyor.</div> <div>Kanada'nın Avrupa'ya yönelmesi Amerika'nın yerini kısa sürede Avrupa'nın alacağı anlamına da gelmiyor. Kanada'nın mal ihracatının 2025'te yüzde 71,7'si ABD'ye giderken AB'nin payı yüzde 8,7 düzeyindeydi. Bu nedenle burada daha doğru ifade, “Amerika'nın yerine Avrupa” değil, “Amerika'ya olan bağımlılığı azaltacak yeni ortaklıklar” olmalıdır.</div> <div>Sonuç olarak Kanada'nın Avrupa açılımı, özellikle savunma, havacılık, makine, demiryolu, enerji, yapay zekâ ve kritik mineraller alanlarında Avrupa şirketleri için yeni yatırım ve ticaret fırsatları oluşturuyor.</div> <div>Benim açımdan en önemli nokta şudur: Yeni dönemde sadece ürününü Kanada'ya satan şirketler değil, Kanada'da üretim yapan, teknoloji geliştiren, yerel ortaklarla çalışan ve tedarik zincirine giren şirketler daha fazla avantaj elde edebilir.</div> <div>Dünya ekonomisinde artık tek pazara bağımlılık ciddi bir risk haline geldi. Kanada da Avrupa da bu gerçeği görüyor. Önümüzdeki dönemde kurulacak yeni ekonomik ortaklıkların temelinde de bu nedenle yalnızca ticaret değil; <strong>enerji güvenliği, savunma, teknoloji, kritik hammaddeler ve stratejik üretim</strong> bulunacak.</div> <div>Kanada'nın Avrupa'ya yaklaşması, bu açıdan bakıldığında bir diplomatik manevradan çok daha fazlasıdır. Avrupa şirketleri için yeni bir pazar kapısının aralanması, Kanada için ise ekonomik seçeneklerin çoğaltılması anlamına geliyor. Önümüzdeki dönemde hangi şirketlerin bu fırsatı gerçek yatırıma ve üretime dönüştürebileceği, asıl belirleyici konu olacaktır.</div> <div>Kaynak: Euronews</div> <div>ZAFER ÖZCİVAN</div> <div>Ekonomist-Yazar</div> <div>Zaferozcivan59@gmail.com</div> <div> </div>