Piyasaların Eylül Mesajı

Piyasaların Eylül Mesajı

Türkiye ekonomisinde önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerin en önemli göstergelerinden biri olan Piyasa Katılımcıları Anketi’nin Eylül 2026 sonuçları, ekonomi yönetimi, Merkez Bankası, iş dünyası ve vatandaş açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken mesajlar içeriyor. Ankette katılımcıların enflasyon, faiz, döviz kuru ve ekonomik büyümeye ilişkin tahminleri, önümüzdeki aylarda para politikası açısından nasıl bir yol haritasının ortaya çıkabileceğine dair önemli ipuçları veriyor.

Piyasa beklentileri özellikle enflasyon konusunda büyük önem taşıyor. Çünkü ekonomide yalnızca gerçekleşen enflasyon değil, geleceğe ilişkin beklentiler de fiyatlama davranışlarını doğrudan etkiliyor. Firmalar maliyetlerini belirlerken, çalışanlar ücret pazarlığı yaparken, tüketiciler alışveriş kararlarını verirken ve yatırımcılar portföylerini oluştururken gelecekteki fiyat artışlarını dikkate alıyor. Bu nedenle beklentilerin kontrol altında tutulması, enflasyonla mücadelede en az mevcut enflasyon kadar önemli.

Eylül ayı anketinin ortaya koyduğu tabloya bakıldığında, piyasaların Türkiye ekonomisinde dezenflasyon sürecinin devam edip etmeyeceğine odaklandığı görülüyor. Merkez Bankası’nın uyguladığı sıkı para politikası, iç talebin dengelenmesi ve finansal koşulların kontrollü biçimde yönetilmesi enflasyon beklentilerinin şekillenmesinde belirleyici olmaya devam ediyor.

Ancak burada önemli bir nokta var. Enflasyonun düşmesi ile vatandaşın hayat pahalılığının sona ermesi aynı şey değildir. Enflasyon oranının gerilemesi, fiyatların düşmesi anlamına gelmez; fiyatların daha yavaş artması anlamına gelir. Dolayısıyla vatandaş açısından asıl rahatlama, gelirlerin fiyat artışlarına karşı yeniden güç kazanmasıyla mümkün olacaktır.

Piyasa katılımcılarının faiz beklentileri de ekonomi açısından kritik önem taşıyor. Yüksek faiz oranları bir taraftan enflasyonist talebi sınırlamaya yardımcı olurken diğer taraftan kredi maliyetlerini yükselterek işletmelerin ve hane halkının finansmana erişimini zorlaştırıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde faiz politikasında atılacak her adımın oldukça dikkatli olması gerekiyor.

Özellikle işletmeler açısından kredi maliyetleri önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Yatırım yapmak, üretim kapasitesini artırmak veya işletme sermayesini güçlendirmek isteyen şirketler yüksek finansman maliyetleriyle karşı karşıya kalabiliyor. Küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından bu durum daha da önemli. Çünkü büyük şirketlerin alternatif finansman kaynaklarına ulaşma imkânı daha fazla olurken KOBİ'ler büyük ölçüde banka kredilerine bağımlı durumda.

Diğer taraftan döviz kuru beklentileri de ekonominin genel görünümü açısından yakından takip ediliyor. Türkiye gibi dış ticaret, enerji ithalatı ve döviz cinsi finansman kanalları güçlü olan bir ekonomide kur hareketleri enflasyonu doğrudan etkileyebiliyor. Döviz kurunda meydana gelebilecek hızlı yükselişler ithalat maliyetlerini artırarak başta enerji ve ara malları olmak üzere geniş bir ürün grubunda fiyat baskısı oluşturabiliyor.

Bu nedenle piyasa beklentilerinde döviz kurunun kontrollü bir seyir izlemesi, enflasyonla mücadele açısından olumlu değerlendirilebilir. Ancak kurun istikrarı yalnızca Merkez Bankası politikalarıyla sağlanabilecek bir konu değildir. Türkiye'nin cari dengesi, dış finansman ihtiyacı, rezervlerin seviyesi, küresel faiz oranları ve uluslararası sermaye hareketleri de kur üzerinde etkili olmaktadır.

Eylül ayı beklentilerinin bir diğer önemli boyutu ise büyüme. Türkiye ekonomisinin enflasyonu düşürürken ekonomik aktiviteyi tamamen kaybetmemesi gerekiyor. Çünkü aşırı sıkılaşma üretim, istihdam ve yatırımlar üzerinde baskı oluşturabilir. Buna karşılık erken ve hızlı bir gevşeme ise enflasyonla mücadelede elde edilen kazanımların zayıflamasına neden olabilir.

Dolayısıyla ekonomi yönetiminin önündeki temel denklem oldukça açık: Enflasyon düşürülecek, ancak üretim ve istihdam korunacak. Bu dengenin sağlanması kolay değil. Para politikasının yanı sıra maliye politikası, yapısal reformlar, üretim politikaları ve yatırım teşvikleri de sürece katkı vermeli.

Vatandaş açısından bakıldığında ise piyasa beklentilerinin en önemli sonucu gelirlerin gelecekteki satın alma gücü olacak. Emekli, memur, işçi ve sabit gelirli kesim için yalnızca enflasyon oranının düşmesi yeterli değil. Ücretlerin ve sosyal ödemelerin gerçek anlamda satın alma gücünü koruması gerekiyor. Bunun için fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesi büyük önem taşıyor.

Benim değerlendirmeme göre Eylül 2026 Piyasa Katılımcıları Anketi, Türkiye ekonomisinin kritik bir eşikte olduğunu gösteriyor. Enflasyonla mücadelede beklentilerin iyileştirilmesi, para politikasına duyulan güvenin artırılması ve ekonomide öngörülebilirliğin güçlendirilmesi bundan sonraki dönemin temel hedefleri olmalı.

Önümüzdeki aylarda açıklanacak enflasyon, büyüme, dış ticaret ve cari denge verileri piyasaların beklentilerini yeniden şekillendirecektir. Eğer enflasyonda kalıcı bir düşüş sağlanır, döviz piyasasında istikrar korunur ve dış finansman koşulları olumlu seyrederse faizlerde daha ileri aşamalarda kademeli bir gevşeme gündeme gelebilir.

Ancak burada acele edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye ekonomisinin en önemli ihtiyacı kısa vadeli rahatlama değil, kalıcı fiyat istikrarıdır. Piyasa beklentilerinin gerçekleşmelere dönüşmesi için güven, kararlılık ve öngörülebilirlik şarttır. Eylül ayı anketi de bize bir kez daha gösteriyor ki ekonomi politikalarında yalnızca bugünün rakamlarına değil, toplumun ve piyasaların yarına ilişkin beklentilerine de odaklanmak gerekiyor.

Kaynak: TCMB

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ