<div><strong>Türk sinemasının efsanevî jönlerinden Ediz Hun, kendisi için hazırlanan “Son Oyun” belgeseliyle yıllar sonra Altın Portakal’da bir kez daha seyircisiyle bir araya geldi. </strong></div> <div>Yapımcılığını Filiz Emre ile Yunus Emre Tolan’ın üstlendiği, yönetmenliğini Tunç Topçuoğlu’nun yaptığı “<strong>Son Oyun</strong>”un dün gece Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Aspendos Salonu’ndaki gala gösterimi, tarihî anlara sahne oldu. </div> <div>Türk sinemasının dev çınarı Ediz Hun, seyircinin coşkulu sevgisiyle karşılanırken Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir’in, kendisine sunduğu çiçeği de “Bu çiçeği aramızdaki bütün hanımefendilere ithaf ediyorum. Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Aziz Atamızı, büyük Atatürk'ü, büyük bir minnetle, şükranla, hürmetle anıyoruz. Dünyayı aydınlatan o güzel insanı rahmetle anıyoruz” sözleriyle kabul etti. </div> <div>Sözlerine; “Cumhuriyetimizin 103. yaşında beraberiz. Bu vesileyle aziz Atamızı, Kurtuluş Savaşı'nın tüm neferlerini saygı, rahmet, özlem ve minnetle anıyorum” diyerek başlayan Özdemir, usta sanatçıyı şöyle takdim etti: </div> <div>“Ediz Hun, Altın Portakal'la özdeşleşmiş bir isim. Yıllarca burada aldığı ödüllerle, kortejde Antalya halkının ona sevgisiyle, kendisinin Antalya halkıyla bütünleşmesiyle Altın Portakal'ımızın çok önemli isimlerinden ve bugün bizimle olması ve bu belgeselin ilk kez Antalya'da gösterilmesi bizim için çok kıymetli. Değerli Ediz Hun, sanatıyla, beyefendi kişiliğiyle, asaletiyle, Türk sinemasına katkılarıyla her kuşağın gönlünde taht kurmuş bir isim. İyi ki varsınız, iyi ki bizimlesiniz” </div> <div></div> <h4>Ediz Hun ise seyircileri şu sözlerle selamladı: </h4> <div>“Öncelikle teveccüh buyurdunuz, teşrif ettiniz, sağ olun. Beni ihya ettiniz, çok mutlu oldum. Gözlerim doldu, çok heyecanlandım. İlk defa seyrediyorum. Teaser’ını almıştım ama tam montajlı halini bugün ben de ilk kez sizlerle izledim. Büyük bir başarı gösteren yönetmeni özellikle tebrik etmek istiyorum; istikbal vaat eden bir dostumuz. Ben, yüz otuz dört filmi çekmiş bir kardeşinizim, altmış küsur senedir bu işle iştigal ediyorum, hâlâ da güzel bir rol olursa sağlığım elverdiği müddetçe çalışabilirim. Hayatımda pek çok önemli dönem olmuştur ama bu gece de çok özel. Bunu hiç unutmayacağım”</div> <div>Belgeseli yapma fikri geldiğinde ‘insanların film boyunca Ediz Hun’u görmekten sıkılabileceği endişesi’ yaşadığını dile getiren büyük usta daha sonra adeta bir ders niteliğindeki şu konuşmayı yaptı: </div> <div>“Şundan üzüntü duyuyorum: Ben sinema dersi veriyorum Kıbrıs Amerikan Girne Üniversitesi'nde; dünya sineması, Türk sineması üzerine. Türk sinemasının kuruluşu 1914. 14 Kasım’da Ayastefanos Abidesi'nin yıkılışını Fuat Uzkınay isimli asteğmenin çekimiyle başlıyor Türk sineması. 1922’den sonra Muhsin Ertuğrul dönemini görüyoruz; çok önemli insanlar geldi geçti. Bunların başında ‘Bataklı Damın Kızı Aysel'i canlandıran Cahide Sonku, çok büyük bir stardı. Sonra Suavi Tedü, Rahmi Öztoprak; ‘İstanbul Sokakları'nda başrol oynayan ilk jön. Sonra Muzaffer Tema, Nedret Güvenç, Mahir Özerdem, Kenan Artun, Turan Seyfioğlu, Sezer Sezin, sonra Göksel Arsoy; mavi gözlü, altın çocuk. Türk sinemasının altın çağını açan, Göksel'dir; kadın seyirciyi sinemaya çeken Göksel. Tabii ki Ayhan var, Orhan Günşiray var… Ama bugün artık çok az kişi kaldı. İşte doksan küsür yaşına gelen İzzet'i seyrettiniz; İzzet'le biz beraber Ses Mecmuası’ndan girdik sinemaya. Yeşilçam çok önemlidir. O zamanki prodüktörler, yetmiş milyonluk Türkiye'ye hitap etmek için çok yoğun çalıştı. Abartmayın, diyenler olabilir ama Marcello Mastroianni, Sophia Loren, Gina Lollobrigida oyuncuları, Visconti, Fellini imzalı yönetmenleri bulunan İtalyan sineması misali bizim de Lütfi Akad, Metin Erksan, Orhan Aksoy, Halit Refiğ, Osman Fahir Seden başta olmak üzere yönetmenlerimiz var. Türkan Şoray var; gördünüz. Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Cüneyt, daha sonra devreye girmiş Kadir, Tarık; bu isimler Türk sineması için çok önemlidir ve Türk sineması önemli bir sinemadır. Şimdiki nesil tam manasıyla bilemeyecek belki. Ben şanslı bir insanım ki böyle bir teşebbüse yeşil ışık yakan Tolan Film, Filiz hanım ve Yunus bey oldu” </div> <div></div> <h4>Halen yaşadığı Ada'da ayrıca İstanbul'da ve eğitim aldığı Oslo Üniversitesi’nin bulunduğu Norveç’te çekimler yaptıklarını anlatan Hun; bu vesileyle gözleri dolarak bir hatırasını paylaştı:</h4> <div>“Oslo Üniversitesi'nde okudum. Çekimler için gittik ama hocalarla görüşme imkanı olamadı; çok güzel insanlardı. ‘Heyecanlanma Ediz’ demişti hocam; ‘Norveççe yazamazsan İngilizce yaz, Almanca yaz, elçiliğe, Oslo'ya yaz. Hiçbirini yazamazsan Türkçe yaz, ben gider sefarette onu tercüme ettiririm, notlarını öğrenirim” Adamın kalitesine, inceliğine, zarafetine bakar mısınız! </div> <div>Sonra ben Marmara Üniversitesi'nde ekoloji dersi verirken Bulgaristan’ın başında bir despot vardı; Todor Jivkov. Asimilasyon politikası izledi, oradaki Müslüman Türk çocuklarına Bulgarca isimler koydurdu. Çocuklar da dayanamadılar ve Türkiye'ye geldiler. Milli Eğitim onlara, imtihansız üniversiteye girme imkanı sağladı. Karşımda Bulgaristan’dan gelen otuz çocuk; Türkçeleri çok zayıf. Ben de dedim ki ‘Hiç merak etmeyin; Bulgarca yazın, ben Bulgar Sefareti'ne gider tercüme ettiririm”</div> <div></div> <div>Belgeselde de yer verilen kaktüs koleksiyonunu bir müzeye dönüştürme fikri olup olmadığının sorulması üzerine Ediz Hun, Ekrem İmamoğlu’nun talebi ve girişimiyle böyle bir müzenin hayata geçtiğini söyledi ve hikâyesini de şöyle anlattı: </div> <div>“Filmde izlediğiniz üzere Ekrem İmamoğlu çok sevdiğim, saydığım mükemmel bir insandır. Adaya ziyarete geldi; lütfetti, evimize buyurdular. ‘Ediz bey, sizin kaktüs koleksiyonunuz varmış, onu görebilir miyim?’ dedi. Çok heyecanlı bir insan, çok tonton, devamlı terliyor, çok romantik, duygusal, zarif bir insan; çok güzel bir insan. Terasa çıktık, dedi ki: Bunlar müthiş bitkiler, bunu halkımızın da izlemesi lazım. Ben bir camekan yapsam bir miktar verebilir misiniz? </div> <div>Proje böyle başladı 2028’in 19 Haziran’ında. Bostancı iskelesinin yanında bir park vardı, orada camekan yapıldı. Ben de Ada’dan üç kamyon kaktüs verdim, oraya bir orman mühendisi müdür tayin edildi, bir de değerli bir bahçıvan. Türkiye'de bir ilk! Bunu özellikle belirtmek istiyorum; bu işin yaratıcısı, Ekrem İmamoğlu'dur. Hayatta en önemli şey vefadır sevgili dostlar; vefalı olacağız. Bize yapılan iyilikleri unutmayacağız.” </div> <div>Yönetmen Tunç Topçuoğlu ise “Ben Ediz hocamın hayatı tarzında hayat görmedim! Biz montajdayken kaktüs evi açıldı. Şimdi bir televizyon programı yapıyormuş; bitmeyen bir hikaye!” diye konuştu. Filmde hem arşiv görüntüleri hem de yapay zekâ üretimi görüntüler olduğunu belirten Topçuoğlu; “50’lerden 60’lardan sahneler de yapay zekâ sahneleri de var. Bu bir hibrit belgesel aslında. O yüzden de çok heyecanlıyız” dedi.</div> <div>KAYNAK: HABER MERKEZİ / BÜLTEN</div> <div></div>