<div>Buna karşılık, hava hızlı bir şekilde ve dakikalar seviyesinde kısa bir sürede bozuldu ve yavaş yavaş yağmur yağmaya başladı. İnceden inceye ıslanmaya başladık ve hava sıcaklığı da oldukça düştü. Bir taraftan da özellikle tepelerde ve açık arazide rüzgar koridorlarının olduğu ortamda, sert esen rüzgara maruz kalıyorduk. Ayaküstü ve yağmur altında üzerimize daha kalın kıyafetlerimizi ve yağmurluklarımızı zorlukla giyebilmiştik. Yağmur ise gittikçe şiddetini arttırıyor ve gök gürültülerini şimşek çakmaları izliyordu. Zor parkurlarda rehberin etkisiBir ara öyle bir gök gürültüsü oldu ki, şiddetinden gök yarıldı sandım. Bunun üzerine Nazif hoca bizleri uyardı ve birbirimizden en az 1-2 metre mesafede yürümemiz gerektiğini söyledi. Zirvede ağaç olmadığından, boş arazide her birimiz birer ağaç görevi görüyorduk ve üzerimize yıldırım düşme tehlikesi vardı. Nazif hoca, bu tür durumlarda gök gürültüsü duyduktan sonra 10a kadar saydığını ve yaklaşık 10 olduğunda şimşek çakarsa tehlikenin uzakta olduğunu, buna karşın 5 civarında şimşek çakarsa tehlikenin yakında olduğunu söyledi. Bunun üzerine, gök gürültüsü olduğunda birbirimize mesafemizi daha uzak tutup, içimizden sayıyorduk. Müthiş bir tecrübe ve yaşanılan adrenalinin etkisi anlatılamaz. İşte bu tür zor parkurlarda ve kötü hava koşullarında, rehberin niteliğinin ve uzmanlığının ne kadar önemli olduğuna bir kez daha tanık olduk. Diğer taraftan; geçtiğimiz rota, rehberimiz Nazif hocanın bildiği bir rota olmasına karşın, her gün gelip geçtiği basit bir rota değildi ve değişen hava koşulları da rota dışına çıkma olasılığımızı artırıyordu. Ancak, Nazif hocanın soğukkanlılığı ve sanki dün aynı yoldan geçmişçesine tahmini rotadan emin adımlarla ilerlemesi, ekibe de güven vermekteydi. Bu durum, her türlü kötü koşullara rağmen ve o anda zorlansak da, bir daha ne zaman böyle bir ortamda yürünebileceği düşüncesiyle, yürüyüşten keyif almamıza neden bile olabiliyordu. Ayrıca, daha sonra böyle bir anının anlatılmasına veya bu yazı dizisinin yazılmasına vesile de oluyordu.Ekibimizi bekleyen fırtına tehlikesiGök gürültüsü ve ardından şimşek çakması efektleri altındaki kötü hava koşullarında yürüyüşten keyif almamıza karşın, ekibimizi bekleyen ve bizi oldukça tedirgin eden fırtına tehlikesi de vardı. Bilindiği gibi, rüzgarın oluşumunda yüksek ve alçak basınç alanlarının etkisi vardır. Yüksek basınç alanlarından, alçak basınç alanlarına doğru olan ve yatay bir biçimde gerçekleşen hava hareketlerine rüzgar adı verilir. Oluşum nedenine göre rüzgarların birçok türü olup, bu türler içinde en tehlikeli olanı fırtınadır. Fırtına, çok şiddetli esen rüzgarın meydana getirdiği hava hareketleridir. Kuşkusuz, fırtınanın oluşmasına sadece rüzgar değil, kar, dolu ve yağmur gibi bazı meteorolojik olaylar da neden olabilir. Bir rüzgarın esme şiddeti 60 km ve üstüne çıkıyorsa, bu fırtınanın başlangıcı olabilir ve bu hız, fırtınanın şiddetine göre, 120 kmye kadar çıkabilmektedir. Bütün bu gerçekleşen veya gerçekleşebilecek olası senaryolara karşın, üzerimizdeki kıyafetlerin çok ince olmamasına rağmen, yine de zirvedeki fırtınaya yetecek seviyede olmadığını söyleyebilirim.Fırtınanın oluşumu ve fırtına tehlikesiFırtınanın oluşumu, deniz ve okyanus gibi su kütleleri ile kara kütleleri arasında farklılık göstermektedir. Deniz ve okyanuslarda esen çok şiddetli rüzgarlar, fırtınaların başlamasına neden olur. Karada meydana gelen fırtınalar; rüzgarın yanında, gök gürültüsü, yağmur, yıldırım ve şimşek gibi doğa olaylarıyla oluşmaktadır. Gök gürültüsü ve yağmur ile oluşan fırtınalar ise oldukça tehlikeli olabilmektedir.İnsanlar için tehlikeli boyutlara gelebilme özelliğine sahip olan fırtınalar, genellikle deniz ve okyanuslardan başlayarak, kıyılara ve iç kesimlere doğru ilerler. Şiddetli fırtınalar, deniz ve okyanuslarda şiddetli kabarmalara ve büyük dalgalara neden olmaktadır. Kuşkusuz, bu boyutta büyük fırtınalarda, yıldırım düşme olasılığı da oldukça fazla olabilmektedir. Fırtına oluştuğu andan itibaren, beraberinde genelde dolu ve kar gibi bazı maddeler taşımaktadır. Kuşkusuz, çöllerde bu maddeler kum taneleri olabilmekte ve bu tür olaylar da kum fırtınası olarak adlandırılmaktadır.Kıran yaylaya geldikEkibimizde yorulmalar ve küçük kopmalar olmakla birlikte, birbirimizle mesafemizi fazla açmadan ve kısa beklemelerle yolumuzu devam ediyorduk. Zirveden inişe geçtik, ama bir türlü kıran yaylaya gelemiyorduk. Mesafenin uzunluğu ve kötü hava koşulları, her birimizde sanki bitmeyen veya ulaşılamayan bir Kıran yayla yapmışlar izlenimi uyandırıyordu ve bu durum adeta bir sabır testini andırıyordu. Dile kolay zirveden yağmur altında yaklaşık 4 saat yürüdükten sonra kıran yaylaya ulaştık. Artık Kıran yayladan sonra bir traktöre veya bir araca biner, Kıran köyüne ve oradan da İnegöle gideriz diyorduk. Tabii gönlümüzden geçen buydu, ama hayat size her zaman istediğinizi vermiyor.Bundan sonra da neler oldu neler? Ekohaber okuyucuları, bunun için bu yazı dizisinin onuncusunu ve sonuncusunu bekler.</div>