ZAFER ÖZCİVAN

ZAFER ÖZCİVAN

EKONOMİST - YAZAR

Dünyanın En İyi İşverenleri Çalışanına Yatırım Yapıyor

Dünyanın En İyi İşverenleri Çalışanına Yatırım Yapıyor

İş dünyasında artık başarı yalnızca yüksek ciro, güçlü kârlılık veya büyük şirket olmakla ölçülmüyor. Bir şirketin çalışanlarına nasıl davrandığı, onlara ne sunduğu ve geleceğe nasıl hazırladığı da en az finansal sonuçları kadar önemli hale geliyor. Bu nedenle “dünyanın en iyi işverenleri” konusu, sadece şirket çalışanlarının değil, iş dünyasının ve ekonominin tamamının dikkatle takip etmesi gereken bir başlık.

Benim açımdan iyi işveren kavramının ilk şartı yüksek maaş vermek değildir. Elbette ücret çok önemlidir. Ancak çalışan açısından uzun vadeli memnuniyeti belirleyen başka unsurlar da vardır. İş güvencesi, adil yönetim, kariyer imkânı, eğitim, çalışma ortamı, yöneticilerin yaklaşımı ve çalışanın kendisini değerli hissetmesi bunların başında geliyor.

Dünyanın önde gelen şirketlerine baktığımızda ortak bir özellik dikkat çekiyor. Bu şirketler çalışanı yalnızca işletmenin maliyet kalemlerinden biri olarak görmüyor. Çalışanı, şirketin geleceğini oluşturan temel sermayelerden biri olarak değerlendiriyor.

Özellikle teknoloji şirketleri bu konuda uzun yıllardır önemli uygulamalar geliştiriyor. Çalışanların kendilerini geliştirebilecekleri eğitim programları, esnek çalışma modelleri, sosyal haklar, sağlık ve refah uygulamaları, ebeveyn destekleri ve kariyer planlamaları artık birçok büyük şirketin insan kaynakları politikalarının önemli parçaları arasında bulunuyor.

Ancak burada önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Dünyanın en iyi işverenleri listelerinde yer almak, bir şirketin her ülkede ve her çalışan açısından kusursuz olduğu anlamına gelmez. Çalışan deneyimi departmana, ülkeye, yöneticinin yaklaşımına ve çalışma koşullarına göre değişebilir. Bu nedenle bu tür sıralamaları mutlak bir gerçek olarak değil, belirli araştırmaların belirli kriterlerle ortaya koyduğu sonuçlar olarak değerlendirmek gerekir.

Bence günümüzün en önemli kriterlerinden biri de iş-yaşam dengesi. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte çalışanların her an ulaşılabilir olması mümkün hale geldi. Fakat bu durum beraberinde ciddi bir sorunu da getirdi: İş ile özel hayat arasındaki sınır giderek ortadan kalkabiliyor.

İyi işveren anlayışı burada devreye giriyor. Çalışandan yüksek performans beklerken onun dinlenme hakkına, özel hayatına ve kişisel gelişimine de saygı göstermek gerekiyor. Çünkü sürekli baskı altında çalışan bir insanın uzun vadede yüksek verimlilik sağlaması kolay değil.

Bir başka önemli konu ise yapay zekâ.

Yapay zekâ iş dünyasını hızla değiştirirken bazı mesleklerin dönüşmesine, bazı görevlerin otomatikleşmesine ve yeni iş alanlarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Bu süreçte iyi işveren ile diğerleri arasındaki fark daha da belirginleşecek.

Çalışanını yapay zekâ nedeniyle gözden çıkarılabilecek bir maliyet olarak gören şirketlerle, çalışanını yeni teknolojilere hazırlayan şirketler arasında büyük fark olacaktır. Bana göre geleceğin iyi işvereni, çalışanlarına sadece bugünkü işi yaptıran değil, onları geleceğin işlerine hazırlayan işverendir.

Eğitim bu nedenle çok önemli.

Çalışanın yeni beceriler kazanmasına yatırım yapan şirket aslında kendi geleceğine yatırım yapmaktadır. Dijital beceriler, veri analizi, yapay zekâ kullanımı, liderlik, yabancı dil ve mesleki uzmanlık gibi alanlarda sürekli eğitim, şirketlerin rekabet gücünü de artırmaktadır.

Ayrıca şirket kültürü de göz ardı edilmemeli. Çalışanın fikrini rahatça ifade edebildiği, hatalardan ders çıkarılabildiği, liyakat ve adaletin önemsendiği bir ortam çalışan bağlılığını güçlendiriyor.

Çünkü insan sadece maaş için çalışmıyor.

İnsan aynı zamanda saygı görmek, yaptığı işin anlamlı olduğunu bilmek, gelişmek ve geleceğini güvence altında hissetmek istiyor.

Türkiye açısından baktığımda ise bu konunun ayrıca önemli olduğunu düşünüyorum. Özellikle nitelikli çalışanların yurt içindeki şirketlerde tutulabilmesi için ücret kadar çalışma koşullarının da iyileştirilmesi gerekiyor. Genç ve eğitimli insanların beklentileri değişiyor. Yeni kuşak çalışanlar sadece “hangi maaşı alacağım?” diye sormuyor. “Burada kendimi geliştirebilir miyim, yöneticim beni dinler mi, çalışma saatlerim nasıl olacak, kariyerimde ilerleyebilecek miyim?” sorularını da soruyor.

Dolayısıyla dünyanın en iyi işverenleri tartışması aslında geleceğin çalışma hayatını da anlatıyor.

Şirketler için artık çalışan memnuniyeti bir insan kaynakları başlığı olmaktan çıkıp stratejik bir rekabet unsuru haline geliyor. Çünkü iyi çalışanı bulmak kadar onu elde tutmak da önemli.

Benim düşünceme göre önümüzdeki dönemde şirketler arasında rekabet sadece ürün ve fiyat üzerinden yaşanmayacak. İnsan kaynağı için de büyük bir rekabet yaşanacak. Çalışanına güven veren, onu geliştiren, adil davranan ve teknolojik dönüşümün dışında bırakmayan şirketler bu rekabette daha görünür hale gelecek.

Sonuç olarak dünyanın en iyi işverenlerini yalnızca yüksek maaş veren şirketler olarak değerlendirmemek gerekiyor. Gerçek anlamda iyi işveren; çalışanına değer veren, emeğini karşılıksız bırakmayan, gelişimine yatırım yapan, özel hayatına saygı duyan ve geleceğin çalışma koşullarına hazırlayan işverendir.

Çünkü bir şirketin en değerli varlığı sadece binası, makinesi veya sermayesi değildir. O şirketin geleceğini taşıyan insan kaynağıdır. Çalışanına yatırım yapan şirket, aslında kendi geleceğine yatırım yapmaktadır.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ