Fon ödemelerinde küçük yatırımcıya öncelik verilmeli
- 28-09-2026 08:00
- 28-09-2026 08:01
Sermaye piyasalarında güvenin ne kadar önemli olduğunu son günlerde yaşanan fon tartışmaları bir kez daha hepimize gösterdi. Yatırım fonları, vatandaşın tasarruflarını profesyonel yönetim anlayışıyla değerlendirebilmesi açısından önemli bir finansal araçtır. Ancak bir yatırım aracına duyulan güven, sadece getirisiyle değil, yatırımcının zor durumda kaldığında parasına ne kadar hızlı ve adil biçimde ulaşabildiğiyle de ölçülür.
Benim burada özellikle üzerinde durmak istediğim konu, tasfiye veya ödeme süreçlerinde küçük yatırımcıların durumudur.
SPK'nın 23 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre, 17 Eylül'de alınan kararlar doğrultusunda 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildi ve bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısının 455 bin 758 olduğu açıklandı. Bu rakamın kendisi bile konunun ne kadar geniş bir kesimi ilgilendirdiğini ortaya koyuyor.
Burada benim kanaatim şudur: Fon tasfiye ve ödeme süreçlerinde, özellikle küçük yatırımcıların mağduriyetini azaltacak özel bir ödeme mekanizması üzerinde mutlaka düşünülmelidir.
Çünkü 100 binlerce liralık veya milyonlarca liralık yatırımı bulunan yatırımcı ile hayatındaki birikimin önemli bölümünü, örneğin 50 bin, 100 bin veya 200 bin lira gibi tutarlarla fona yatırmış vatandaşın aynı ekonomik koşullara sahip olduğunu söylemek mümkün değildir.
Küçük yatırımcı açısından bu para çoğu zaman yalnızca bir yatırım değildir. Ev almak için biriktirilen para, çocuğun eğitim gideri, emeklilik için ayrılan tasarruf veya yıllarca biriktirilmiş birikim olabilir. Dolayısıyla parasına ulaşamamak, küçük yatırımcı açısından çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.
Elbette burada hukuki eşitlik ilkesini ve tüm yatırımcıların haklarını göz ardı etmemek gerekir. Kimsenin hakkının diğerinden daha değersiz olduğu söylenemez. Ancak ödeme sisteminin tasarlanması aşamasında, mağduriyetin sosyal ve ekonomik etkileri dikkate alınabilir.
Örneğin belirli bir tutarın altındaki yatırımcıların alacaklarının daha erken ödenmesi, geri kalan alacakların ise tasfiye sürecinin sonuçlarına göre devam etmesi şeklinde bir model tartışılabilir. Böyle bir sistemin uygulanabilmesi için elbette hukuki altyapısının açık biçimde oluşturulması gerekir.
Ben bunu yalnızca bugünkü fon tartışması açısından da görmüyorum. Bu mesele, Türkiye'de sermaye piyasalarına olan güven açısından çok daha büyük bir anlam taşıyor.
Bir vatandaş yatırım fonuna parasını yatırırken, doğal olarak fonun mevzuata uygun biçimde yönetildiğini ve gerektiğinde yatırımını nakde çevirebileceğini düşünür. Zaten SPK'nın yatırım fonlarına ilişkin bilgilendirmelerinde de yatırım fonlarının temel ilkeleri arasında yatırımcının korunması, riskin dağıtılması ve fonların belirli kurallar çerçevesinde yönetilmesi bulunuyor. Fonların satış ve ödeme esasları da fonun izah namesinde belirlenen kurallara göre uygulanıyor.
Dolayısıyla bugün yaşanan süreçte en önemli konu yalnızca "para ne zaman ödenecek?" sorusu değildir. Bunun yanında "Kim ne kadar alacak?", "Ödemeler hangi sıraya göre yapılacak?", "Küçük yatırımcının bekleme süresi ne olacak?" ve "Yatırımcıya süreç hakkında ne kadar açık bilgi verilecek?" sorularının da cevaplanması gerekiyor.
SPK, tasfiye kapsamındaki fonlara ilişkin sürenin üç aydan altı aya çıkarıldığını ve bunun tasfiyenin mutlaka altı ay süreceği anlamına gelmediğini açıkladı. Düzenlemenin amacının portföylerin piyasa koşulları dikkate alınarak mümkün olduğunca uygun şartlarda satılmasına imkân sağlamak olduğu belirtildi.
Bu yaklaşımın bir ekonomik gerekçesi olduğu açık. Varlıkları aceleyle satmak, özellikle piyasa koşullarının uygun olmadığı dönemlerde yatırımcıların zararını artırabilir. Dolayısıyla hızlı ödeme kadar doğru fiyatlama da önemlidir.
Fakat burada ikinci bir denge kurulmalıdır: Varlıkların uygun fiyattan satılması beklenirken küçük yatırımcının günlük hayatı da devam ediyor.
Bence çözümün temelinde şeffaflık olmalıdır.
Yatırımcıya hangi varlığın ne kadar olduğu, hangi varlıkların ne zaman nakde dönüştürülebileceği, tahmini ödeme takvimi, gerçekleşen satışlar ve elde edilen kaynaklar düzenli biçimde açıklanmalıdır. Böylece yatırımcı söylentilerle değil, resmi bilgilerle hareket eder.
Çünkü finans piyasalarında belirsizlik, zararın kendisi kadar tehlikelidir.
Sonuç olarak, fon tasfiye süreçlerinde "herkese aynı anda ve aynı şekilde ödeme" anlayışı yerine, hukuki çerçevesi açık, şeffaf ve küçük yatırımcının temel ihtiyaçlarını da dikkate alan alternatif modellerin tartışılması gerektiğini düşünüyorum.
Burada amaç büyük yatırımcıyı mağdur etmek değil; küçük yatırımcının hayatındaki birikimin daha fazla gecikme nedeniyle yeni bir mağduriyete dönüşmesini önlemektir.
Sermaye piyasalarının büyümesi için yalnızca yeni yatırımcı kazanmak yetmez. Mevcut yatırımcının zor gününde yanında olunduğunun gösterilmesi gerekir.
Çünkü piyasaya para kazandıran şey sadece yüksek getiri beklentisi değildir.
Asıl sermaye güvendir.
Güven kaybedildiğinde yatırımcı sadece bir fondan değil, bütün sermaye piyasasından uzaklaşabilir. Bu nedenle bugün atılacak adımların, yalnızca mevcut fon mağduriyetlerini çözmekle kalmayıp gelecekte yatırım yapacak milyonlarca vatandaşın piyasaya bakışını da şekillendireceğini düşünüyorum.