ZAFER ÖZCİVAN

ZAFER ÖZCİVAN

EKONOMİST - YAZAR

Türkiye Ekonomisinde Faiz, Enflasyon ve Piyasaların Önündeki Sınav

Türkiye Ekonomisinde Faiz, Enflasyon ve Piyasaların Önündeki Sınav

Türkiye ekonomisine ilişkin uluslararası finans kuruluşlarının değerlendirmeleri, piyasaların önümüzdeki dönemde özellikle faiz, enflasyon ve sermaye hareketlerine odaklanacağını gösteriyor. Bu kuruluşlardan biri olan HSBC'nin son Türkiye analizinde de dikkat çekici mesajlar var. Banka, yıl sonuna kadar 200 baz puanlık faiz indiriminin piyasalarda genel beklenti olmaya devam ettiğini belirtirken, asıl önemli konunun faiz indirimlerinin 2027 yılına ne ölçüde taşınacağı olduğunu vurguluyor.

Bence burada yalnızca faiz oranına bakmak yeterli değil. Türkiye ekonomisinin önündeki asıl mesele, faiz indirimleriyle birlikte enflasyonla mücadelede elde edilen kazanımların korunup korunamayacağıdır.

HSBC'nin değerlendirmesinde, gevşeme sürecinin yeniden başlaması halinde kısa vadeli faizlerin bundan olumlu etkilenebileceği belirtiliyor. Bu yaklaşım finansal piyasalar açısından önemli. Çünkü faizlerin düşmesi yalnızca kredi maliyetlerini değil, tahvil piyasasını, hisse senetlerini, şirketlerin yatırım kararlarını ve tüketicilerin finansman tercihlerini de etkiliyor. Ancak faiz indiriminin ekonomik sonuçları, enflasyon beklentilerinin nasıl şekillendiğine bağlı olarak değişebilir.

Türkiye'nin son yıllardaki en önemli ekonomik problemi yüksek enflasyon oldu. Enflasyonda gerileme sağlanırken fiyat düzeyinin hâlâ yüksek olması, vatandaşın günlük yaşamında ciddi bir satın alma gücü problemi yaratıyor. Bu nedenle faiz indirimi yapılırken enflasyon beklentilerinin yeniden bozulmaması büyük önem taşıyor.

HSBC'nin daha önceki analizlerinde de Türkiye'de dezenflasyon sürecinin kademeli olacağı ve enflasyonun hızlı biçimde tek haneye dönmesinin kolay olmayacağı ifade edilmişti. Temmuz ayında yayımlanan değerlendirmesinde ise banka, 2026 sonu enflasyon tahminini yüzde 28'e yükseltmiş ve petrol fiyatlarındaki düşüşün ekonomiye belirli ölçüde destek sağlayabileceğini belirtmişti.

Bu tablo bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Türkiye ekonomisinde faiz indirimi ile enflasyonla mücadele arasında hassas bir denge bulunuyor.

Faizlerin düşmesi işletmeler açısından finansman maliyetlerinin azalması anlamına gelebilir. Özellikle yatırım yapmak isteyen şirketler açısından daha düşük kredi maliyeti önemli bir avantajdır. KOBİ'ler için ise finansmana erişimin kolaylaşması üretim, istihdam ve yatırım kararlarını doğrudan etkileyebilir.

Fakat burada ikinci bir soru ortaya çıkıyor: Faiz indirimi kredi talebini artırırken fiyatları yeniden yukarı taşırsa ne olacak?

İşte para politikasının en zor tarafı burada başlıyor. Ekonomi yönetiminin bir taraftan büyümeyi desteklemesi, diğer taraftan enflasyonla mücadeleyi sürdürmesi gerekiyor. Çok hızlı bir parasal gevşeme fiyat istikrarı açısından risk oluşturabilirken, çok uzun süre yüksek faiz uygulanması da yatırım ve büyüme üzerinde baskı yaratabilir.

HSBC'nin son değerlendirmesindeki en önemli noktalardan biri de 2027'ye ilişkin faiz politikası. Piyasalar açısından yıl sonundaki faiz seviyesinden çok, gevşeme döngüsünün gelecek yıl devam edip etmeyeceği önem taşıyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde TCMB'nin kararları kadar vereceği mesajlar da önemli olacak. Piyasalar yalnızca bugünkü faiz oranını değil, gelecekteki para politikasının yönünü satın alıyor.

Diğer taraftan Türkiye'nin dış finansman ihtiyacı ve cari denge de yakından izlenmesi gereken başlıklar arasında bulunuyor. HSBC, daha önceki analizlerinde genişleyen cari açık ve sermaye girişlerindeki zayıflamanın Türkiye açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekmişti.

Cari açığın finansmanında dış kaynak girişlerinin önemi düşünüldüğünde, yatırımcı güveninin korunması kritik hale geliyor. Yabancı yatırımcının Türkiye'ye bakışında yalnızca faiz getirisi değil; enflasyonun seyri, kur politikası, rezervler, mali disiplin ve ekonomi programının sürekliliği de etkili oluyor.

Türkiye açısından önümüzdeki dönemin bir başka önemli konusu da büyüme. Daha önceki HSBC tahminlerinde 2026 için büyümenin yaklaşık yüzde 3,5 civarında olabileceği değerlendirilmişti. Ancak büyümenin niteliği burada rakamın kendisi kadar önemli. Tüketim kaynaklı bir büyüme ile üretim, ihracat, yatırım ve verimlilik kaynaklı büyüme aynı ekonomik sonucu yaratmıyor.

Benim açımdan Türkiye ekonomisinin önündeki temel hedef, yalnızca büyümek değil, sürdürülebilir biçimde büyümektir. Bunun yolu da üretim kapasitesini artırmaktan, yüksek katma değerli ihracattan, teknoloji yatırımlarından ve verimlilik artışından geçiyor.

Ayrıca son dönemde finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler yatırımcı güveninin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Eylül ayında yaşanan fon ve piyasa soruşturmalarının ardından BIST 100'de sert hareketler görülürken, Türkiye'nin beş yıllık CDS primi de yükseldi. Bu gelişmeler, finansal sistemde şeffaflık, denetim ve güvenin ekonomik büyüme kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.

Sonuç olarak HSBC'nin son analizi, Türkiye ekonomisinde yeni dönemin yalnızca "faiz inecek mi, çıkacak mı?" sorusundan ibaret olmadığını gösteriyor. Asıl mesele, faiz indirimlerinin enflasyon, kur, sermaye girişleri, kredi hacmi ve büyüme üzerindeki etkilerinin birlikte yönetilebilmesi.

Türkiye'nin önünde önemli bir fırsat bulunuyor. Enflasyon kalıcı biçimde düşürülebilir, yatırımcı güveni güçlendirilebilir ve finansal piyasaların öngörülebilirliği artırılabilirse faiz indirimleri ekonomide yeni bir yatırım ve büyüme döneminin kapısını açabilir.

Ancak bunun için para politikasının tek başına yeterli olmayacağını düşünüyorum. Maliye politikası, yapısal reformlar, üretim politikası, hukuk ve finansal piyasalarda güven birbirini tamamlamak zorunda. Ekonomide güven yeniden güçlenirse faiz indiriminin etkisi çok daha geniş bir alana yayılabilir. Aksi durumda ise yalnızca faiz oranını düşürmek, Türkiye'nin temel ekonomik sorunlarını çözmeye yetmeyecektir.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ