ZAFER ÖZCİVAN

ZAFER ÖZCİVAN

EKONOMİST - YAZAR

ZAMANLAMANIN SADECE TEKNİK DEĞİL, AYNI ZAMANDA PSİKOLOJİK VE SOSYOLOJİK BOYUTU

ZAMANLAMANIN SADECE TEKNİK DEĞİL, AYNI ZAMANDA PSİKOLOJİK VE SOSYOLOJİK BOYUTU

Hayatta çoğu zaman “doğru zamanda doğru yerde olmak” sözünü duyarız. Kimi insanlar başarıyı çok çalışmaya bağlar, kimileri şansa, kimileri de bilgiye. Ancak bütün bunların arasında çoğu zaman gözden kaçan çok önemli bir unsur vardır: zamanlama. İnsanlar genellikle zamanlamayı saatle, takvimle, planla ve teknik hesaplamalarla ilişkilendirir. Oysa zamanlama yalnızca bir takvim işi değildir. Çünkü hayat sadece dakikalarla ölçülen bir düzen değildir; aynı zamanda insanların duygularıyla, düşünceleriyle ve toplumun davranış biçimleriyle şekillenen bir süreçtir.

Bir işin ne zaman yapılacağı bazen nasıl yapılacağından daha önemli hale gelebilir. Aynı söz farklı zamanda söylendiğinde farklı etki yaratabilir. Aynı yatırım farklı zamanda yapıldığında farklı sonuç verebilir. Aynı karar farklı koşullarda başarıya da dönüşebilir, başarısızlığa da.

İnsanlar çoğu zaman zamanlamayı teknik bir mesele olarak görür. Örneğin çiftçi için ekim zamanı, öğrenci için sınav tarihi, iş insanı için yatırım dönemi, çalışan için terfi zamanı önemlidir. Bunlar teknik tarafıdır. Fakat işin görünmeyen bir tarafı daha vardır: psikolojik ve sosyolojik tarafı.

Psikolojik açıdan bakıldığında insanın ruh hali zamanlamayı doğrudan etkiler. İnsanlar her zaman aynı enerjiye, aynı motivasyona veya aynı düşünce açıklığına sahip olmazlar. Bazen kişi doğru fikre sahiptir ama yanlış ruh halinde olduğu için onu hayata geçiremez.

Örneğin önemli bir karar vermek isteyen bir insan düşünelim. İş değiştirmek, evlenmek, şehir değiştirmek veya yeni bir işe başlamak istiyor olsun. Teknik olarak şartlar uygun olabilir. Parası vardır, zamanı vardır, imkânları hazırdır. Ama psikolojik olarak hazır değilse o kararın uygulanması çok zor olabilir.

Çünkü insan makine değildir. Bir düğmeye basınca çalışan bir sistem değildir. İnsan bazen korkar, bazen çekinir, bazen geçmiş deneyimlerinin etkisinde kalır. Kötü bir tecrübe yaşamış biri yeni bir fırsat karşısında tereddüt yaşayabilir. Daha önce başarısız olmuş bir insan yeni bir başlangıç için kendini hazır hissetmeyebilir.

Bu nedenle zamanlama sadece takvime bakılarak belirlenemez. İnsanın iç dünyası da dikkate alınmalıdır.

Bir başka önemli nokta ise toplumun psikolojisidir. Çünkü insanlar yalnız yaşamaz. İçinde yaşadıkları toplumun havasından, düşüncesinden ve eğilimlerinden etkilenirler.

Sosyolojik açıdan zamanlama burada devreye girer.

Örneğin yıllar önce insanların alışveriş alışkanlıkları ile bugünkü alışkanlıkları arasında büyük farklar vardır. Eskiden insanlar internet üzerinden alışverişe daha mesafeli yaklaşırken bugün bu durum günlük hayatın normal bir parçası haline geldi. Eğer bir fikir toplumun hazır olmadığı dönemde ortaya çıkarsa başarılı olması zorlaşabilir.

Bazen bir düşünce yanlış olduğu için değil, zamanı gelmediği için kabul görmez.

Tarih boyunca bunun örnekleri çok yaşanmıştır. Bazı fikirler ortaya atıldığında insanlar tarafından eleştirilmiş, hatta reddedilmiş; fakat yıllar sonra aynı fikirler toplumun genel kabulü haline gelmiştir.

Bu durum günlük hayatta da görülür.

Bir anne veya baba çocuğuna sürekli öğüt verebilir. Söylenen şey doğru olabilir. Ancak çocuk onu duymaya hazır değilse etkisi sınırlı olur. Aradan yıllar geçer ve aynı sözler bir gün anlam kazanır.

İş hayatında da benzer durumlar yaşanır. Bir yönetici çalışanlarına değişim önerdiğinde insanlar hemen kabul etmeyebilir. Çünkü insanlar alıştıkları düzeni bırakmak istemezler. Belirsizlik korkusu çoğu zaman değişim isteğinin önüne geçer.

Toplumlar da insanlar gibi alışkanlıklarına bağlıdır. Yeni bir uygulama, yeni bir teknoloji veya yeni bir düşünce önce dirençle karşılaşabilir. Çünkü insanlar bilinmeyenden çekinirler.

Bu nedenle doğru zamanlama bazen yalnızca “ne zaman başlayalım?” sorusu değildir. Aynı zamanda “insanlar buna hazır mı?” sorusudur.

Bugün sosyal medya çağında zamanlamanın etkisi daha da büyümüş durumdadır. Bir haberin birkaç saat içinde milyonlarca kişiye ulaşabildiği bir dönemde yaşıyoruz. Bir açıklamanın, bir paylaşımın veya bir mesajın zamanı çok önemlidir.

Yanlış zamanda yapılan bir açıklama yanlış anlaşılabilir. İnsanların hassas olduğu bir dönemde söylenen bir söz büyük tepki çekebilir. Tam tersine doğru zamanda verilen bir mesaj çok güçlü etki oluşturabilir.

Hayatın kendisi de bize zamanlamanın psikolojik yönünü sürekli gösteriyor. Hepimiz bazı cümleleri kullanıyoruz:

“Keşke biraz daha erken başlasaydım.”

“Biraz daha bekleseydim daha iyi olurdu.”

“Tam zamanında yetiştim.”

Aslında bu sözler bize bir şeyi anlatıyor: İnsanlar yalnız sonuçlarla değil, zamanla da mücadele ediyor.

Belki de mesele yalnızca hızlı davranmak değildir. Çünkü çok erken davranmak da bazen sorun yaratabilir. Meyve olgunlaşmadan koparıldığında tadı eksik olur. Çok geç kalındığında ise fırsat kaçabilir.

Hayatta önemli olan bazen hız değil, doğru ritmi yakalayabilmektir.

Sonuç olarak zamanlama yalnızca teknik bir hesaplama değildir. İnsan ruhunu, toplumun yapısını ve insanların değişime hazır olup olmadığını da içine alan geniş bir konudur. Saatler zamanı ölçebilir ama insanların duygularını ölçemez. Takvimler günleri gösterebilir ama toplumun hazır oluşunu gösteremez.

Bu yüzden hayatın bazı alanlarında sadece saate bakmak yetmez. Bazen insanın kendisine, bazen çevresine, bazen de toplumun gidişatına bakması gerekir.

Çünkü doğru zaman, çoğu zaman sadece saatin gösterdiği an değildir. İnsanların hazır olduğu andır.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ