Mürsel Öztürk

Mürsel Öztürk

HİDROELEKTRİK SEKTÖRÜ

Geçtiğimiz günlerde Uluslararası Hidroelektrik Derneği’nin (IHA-International Hydropower Association) “2026 Dünya Hidroelektrik Görünümü” raporu açıklandı. Rapora göre Türkiye, 32.294 MW hidroelektrik kurulu gücüyle Avrupa’da Norveç’in ardından ikinci sırada yer alıyor.


Ülkemiz 1970'li yılların başında yaklaşık 725 MW hidroelektrik kurulu gücüyle Avrupa'nın oldukça gerisinde, kendi enerji altyapısını geliştirmeye çalışan bir ülkeyken, bugün hidroelektrik kurulu gücünde Fransa, İspanya, İtalya ve İsviçre gibi bu alanın köklü ülkelerini geride bırakmış durumda. Dünyada ise Çin, Brezilya, ABD, Kanada, Hindistan, Rusya, Japonya’nın ardından geliyoruz.

Tabii bu seviyeye ulaşılmasında Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) gibi büyük kamu yatırımları belirleyici oldu. 2000’li yıllardan itibaren özel sektörün de güçlü şekilde devreye girmesiyle bugün 700’den fazla hidroelektrik santraline ulaşıldı. Bugün ülkemizin toplam elektrik kurulu gücü olan 125 bin megavatın %25’ini hidroelektrik santralleri karşılıyor. Karşılaştırma açısından, diğer önemli doğal enerji kaynaklarımız olan güneş ve rüzgârda kurulu gücümüz sırasıyla yaklaşık 25 bin megavat ve 15 bin megavat seviyesine ulaştı.

Hidroelektrik yatırımlarının odağı artık yeni yatırımlardan çok mevcut tesisleri daha verimli hale getirmeye ve güneş ile rüzgârı destekleyecek enerji depolama sistemleri geliştirmeye doğru kayıyor.

Burada kritik nokta: Pompaj depolamalı hidroelektrik santraller (PSH). Pompaj depolamalı sistemlerde elektrik talebinin düşük olduğu saatlerde su, alt rezervuardan üst rezervuara pompalanarak potansiyel enerji olarak depolanıyor; talebin arttığı zamanlarda ise bu su aşağı bırakılarak yeniden elektrik üretiliyor. Yani sistem, büyük ölçekli bir enerji depolama bataryası gibi çalışıyor.

Pompaj depolamalı santraller yeni bir teknoloji değil; kökeni 1920’li yıllara kadar uzanıyor. Ancak uzun süre, kömür, doğalgaz ve nükleer gibi kontrollü üretim kaynakları hâkim olduğu için üretim ile tüketim arasındaki denge daha öngörülebilirdi ve büyük ölçekli enerji depolama ihtiyacı yoktu. PSH daha çok yardımcı rolde kullanılıyordu. Son 20–30 yılda ise güneş ve rüzgâr gibi değişken üretimli kaynaklar hızla arttıkça, elektrik şebekelerinde dengeleme ihtiyacı yeniden kritik hale geldi ve depolamalı sistemler öne çıktı.

Bugün dünya genelinde hidroelektrik kurulu gücünün yaklaşık %10–15’i pompaj depolamalı sistemlerden oluşuyor ve toplam kapasite 200 gigavatın üzerine çıkmış durumda. Dünyada yeni hidroelektrik yatırımları içinde ise pompaj depolamalı sistemlerin payı yaklaşık %50 seviyesine ulaştı.

Ülkemizde ise pompaj depolamalı hidroelektrik sistemleri henüz kullanılmıyor. Mevcut barajların dönüştürülmesiyle yaklaşık 2 ila 4 bin megavatlık bir kapasite elde edilebileceği öngörülüyor. Bu dönüşümün toplam yatırım maliyeti ise kabaca 2–7 milyar dolar aralığında.

Sağlıkla kalın.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ