Adil GÖKÇADIR

Adil GÖKÇADIR

İŞLER TÜRKİYE GİBİ

Yıl 1979. Mesleğe başladık. Nasıl geçti habersiz diye düşünmeye dahi zaman bulamadığımız yıllarda, ülkemiz pek çok ekonomik kriz yaşadı. Hepsi zordu ama en kötüsü bu mu, yoksa daha kötüleri de olmuş mu idi geçmişte diye düşünüyorum. Belki de vardı, hatta birisinde 7 banka batmıştı. Ancak bugün yaşanan krizde önemli bir fark var. O da piyasaları etkisi altına almış ciddi bir kural dışılığın hâkim olması. Bu keyfilik, yatırımları bekletiyor, alışverişi kısıtlıyor. Enflasyon ve Kredi faizlerinin aşırı yüksekliği de büyük etkenlerden birisi. Korunma içgüdüsü ile yatırım ve harcamalardan kaçan piyasa aktörleri önce küçülmeye, üretimini düşürmeye, eleman azaltmaya sonra kapanmaya kadar giden çaresizlik içinde kalıyor. Alacağınız tedbirlerin, doğal ve olması gereken dışında sonuçlar çıkarması da ihtimaller içine girmiş gibi görünüyor. Alabildiğine belirsiz, keyfi kararlarla karşı karşıyasınız. En üst yetkililerce konan hedefler uzak ara tutmuyor. Yasaların eğilip bükülebildiği bir ticari ortamda korumasız gibisiniz.

Son 50 yıldır her 6-7 senede bir rutin olarak ekonomik krizlere girdik ve bugün de farklı değil. Öyle ki tecrübelerle güçlenmesi gereken ekonomimiz, tam tersine zayıflıyor. Alaturkalıktan vazgeçemiyor, kurumsallaşamıyor, profesyonel bakamıyoruz. Sanayicimizin istisnalar hariç büyük bir bölümü de hala çarşı esnafı gibi düşünüyor. Duyguları, düşünceleri, hatta rüyaları ışığında hedefler belirliyor. Kim ne derse desin gerçeklerin büyük kısmı budur Hani “ne iş olsa yaparım abi” anekdotu var ya. İşte o anekdotun tam kapsamlı bir analizini yapıp, bulduğunuz özeti Türk iş alemine yansıtsanız, benimsenmesi zor olmaz. İstisna firmalarımız da az değil elbette.

Hükümetlerimiz ise planlamayı, liyakati tamamen unuttu. Bütçe disiplini falan ise kimsenin umurunda değil. Dilediğince harcıyor, lazım olunca vergi koyuyorlar. En çabuk toplanan akaryakıta vergi zammı. Akşamdan sabaha kararlarla, yönetmeye, sonuçta da maalesef ehliyetsiz şoförlü, freni patlamış Tır misali etrafında ne varsa çarpa çarpa yol bulmaya çalışırken, uçuruma yaklaştığının farkında bile değil.

İş alemimizdeki yasal uygulamaların pek çoğu ise yamalı bohçaya dönmüştür. Ne işi ne işçiyi ne de işvereni korur. Bütün yargı sonuçları güçlüye karşı, zayıfı korumaya programlıdır ama kim güçlü kim zayıf aramaz. Ön yargı ile bakar olaylara. Bu nedenle pek çok istismar ve haksızlık yaratılır. Çoğu zamanda çeşitli konulardaki yasalar birbiri ile çatışır. İş dünyamızda performans değerlendirmesi de yoktur. Hangi çalışan ne hata yaparsa yapsın işveren öder. Mesuliyet işverenindir. Bu absürt durum, çok yüksek maaşlarla çalışan yönetici personeller için dahi aynıdır. Devlet içinde de durum aynıdır maalesef. Bakan beyin, ya da üst düzey bürokratın hatalı kararları nedeniyle milyarlarca lira zarar mı oluştu. Ödeyecek olan millettir.

Ticari hayatın zaaflarından birisi de şöyledir. Güncelde hangi iş kolu para kazanıyor ise, bütün iş dallarını o işin içinde bulabilirsiniz. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde bir iş koluna bu kadar balıklama dalma imkânı yoktur. Girerler düzeni alt üst ederler. Türkiye’den Çin’e giden uçak yolcularını inceleyin ağzınız açık kalır. Besici hayvanını satmış, motosiklet almaya, peynirci stoğunu satmış porselen tabak almaya gitmektedir. Muhteşem bir müteşebbis ruh diyenler çıkabilir hatta ne var bunda diye bana kızan da olabilir. İyide arkadaşım besici motosikletten ne anlar. Aldı sattı diyelim. Garantisi, servisi, parçası ne olacak. Herkes kendi işini yapsa, ya da devlet her iş kolunu koruma adına olmazsa olmaz garantiler içeren bir şartname yayınlasa, kurallar koysa. Ancak ve maalesef sistem tam tersine çalışır. Devlet geceden karar alır, yarın sabahtan itibaren motosiklete şu kadar, porselene bu kadar ek vergi koyar. Bitti. Halbuki yatırımcı güncel yasalara göre ithalat yapmıştır. Ek vergi koyarken süre vermek zorunluluğu vardır. Bu kararlarla yatırımcı binlerce dolar zarar etmiştir. Etik de değil yasal da değildir. Hukukla hakkını arasın mı diyorsunuz. Tabi, elbette. Güvendiğiniz avukatlara sorun. Çoğu, haklısınız, kazanırsınız. Ancak zararlı çıkarsınız diyecektir. Öde kurtul yani.

Neden biz kendi insanımıza, yatırımcımıza, müteşebbisimize bu kadar az değer veriyor, sürekli eziyoruz anlaşılır gibi değil? Bu değişmedikçe gelişmiş bir ülke olmak hayal.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ