KONTROL İLE SORUMLULUK ARASINDAKİ DENGE

KONTROL İLE SORUMLULUK ARASINDAKİ DENGE

Günümüz toplumunda en çok konuşulan kavramlardan biri “kontrol” haline geldi. İnsanlar hayatlarını kontrol etmek istiyor, şirketler çalışanlarını kontrol etmeye çalışıyor, devletler ekonomiyi kontrol altında tutmak için çeşitli politikalar uyguluyor. Aileler çocuklarını, yöneticiler çalışanlarını, bireyler ise kendi geleceklerini sürekli denetleme çabası içine giriyor. Ancak çoğu zaman gözden kaçan önemli bir gerçek var: Kontrol arttıkça sorumluluk azalabiliyor. Çünkü aşırı kontrol, insanların kendi kararlarını alma becerisini zayıflatıyor.

Oysa sağlıklı toplumların temelinde sadece kontrol değil, aynı zamanda sorumluluk duygusu bulunur. Bir kişinin yalnızca kurallara uyması değil, yaptığı işin sonucunu sahiplenmesi gerekir. İşte modern dünyanın en önemli sorunlarından biri de burada ortaya çıkıyor. İnsanlar giderek daha fazla denetlenirken, giderek daha az sorumluluk alıyor.

Bugün birçok iş yerinde çalışanların her hareketi ölçülüyor. Kaç dakika mola verdiği, kaç e-posta gönderdiği, kaç müşteriye cevap verdiği kayıt altına alınıyor. Teknoloji sayesinde yöneticiler çalışanlarını anlık olarak takip edebiliyor. İlk bakışta bu durum verimlilik sağlıyor gibi görünse de uzun vadede farklı sonuçlar doğuruyor. Çünkü sürekli kontrol edilen insan, zamanla inisiyatif kullanmamaya başlıyor. “Nasıl olsa karar verecek kişi ben değilim” düşüncesi yaygınlaşıyor. Böylece sorumluluk duygusu zayıflıyor.

Benzer durum aile hayatında da görülüyor. Bazı ebeveynler çocuklarının hayatını tamamen kontrol etmeye çalışıyor. Hangi arkadaşla görüşeceğinden hangi bölümü okuyacağına kadar her konuda karar vermek istiyorlar. Ancak aşırı kontrol altında büyüyen çocuklar çoğu zaman kendi kararlarını almakta zorlanıyor. Çünkü hata yapma hakkı tanınmayan birey, sorumluluk geliştiremiyor. Hayatın önemli bir kısmı deneyimle öğreniliyor. Sürekli yönlendirilen insan ise kendi iradesini kullanmayı öğrenemiyor.

Ekonomik sistemlerde de kontrol ve sorumluluk arasındaki denge büyük önem taşıyor. Serbest piyasa tamamen kontrolsüz bırakıldığında krizler ortaya çıkabiliyor. Ancak aşırı merkezi kontrol de girişimciliği ve üretkenliği azaltabiliyor. İnsanlar yalnızca talimat bekleyen bireylere dönüşebiliyor. Bu nedenle başarılı ekonomilerde genellikle denetim ile özgürlük arasında hassas bir denge kurulmaya çalışılıyor.

Pandemi döneminde bu konu daha görünür hale geldi. Dünyanın birçok ülkesinde insanlar sağlık gerekçesiyle çeşitli kurallara uymak zorunda kaldı. Maske kullanımı, kapanmalar, seyahat sınırlamaları gibi uygulamalar hayatın parçası oldu. Bu süreçte bazı toplumlar kuralları daha bilinçli şekilde uygularken bazı yerlerde ciddi gerilimler yaşandı. Çünkü yalnızca kontrol mekanizması kurmak yeterli olmuyor. İnsanların sorumluluk bilinci geliştirmesi gerekiyor. Toplumsal dayanışma olmadan sadece yasaklarla sürdürülebilir düzen kurmak zorlaşıyor.

Aslında kontrol ile sorumluluk arasındaki ilişki iş hayatında çok net görülüyor. Bir çalışan düşünelim. Eğer yöneticisi sürekli başında bekliyorsa, çalışan yalnızca verilen işi yapar. Ama ona güvenilir ve belirli bir hareket alanı tanınırsa, kişi yaptığı işi sahiplenmeye başlar. Çünkü güven duygusu sorumluluk üretir. Sürekli baskı ise korku üretir.

Bugün birçok kurumun yaşadığı temel sorunlardan biri de budur. İnsanlar hata yapmaktan korktukları için karar almaktan kaçınıyor. Herkes riski başka birine bırakmak istiyor. Bürokratik yapılarda sıkça görülen “imza atmaktan kaçınma” davranışı bunun tipik örneğidir. Çünkü aşırı kontrol ortamı, bireyleri cesaretsiz hale getirebiliyor.

Toplum düzeyinde de benzer bir tablo var. Trafikte kurallara yalnızca ceza korkusuyla uyuluyorsa, orada gerçek bir sorumluluk kültürü oluşmamış demektir. Oysa gelişmiş toplumlarda insanlar çoğu zaman polis görmese bile kurallara uyar. Çünkü mesele yalnızca denetlenmek değildir; başkalarının hakkını gözetme bilincidir.

Bu noktada eğitim sistemi çok kritik hale geliyor. Eğer çocuklara sadece kurallara uymak öğretilirse, ortaya pasif bireyler çıkabilir. Ama neden-sonuç ilişkisi kurabilen, yaptığı davranışın toplumsal etkisini anlayabilen bireyler yetiştirilirse sorumluluk duygusu güçlenir. Eğitim yalnızca disiplin değil, aynı zamanda bilinç kazandırma sürecidir.

Dijital çağ ise kontrol kavramını daha da büyüttü. Sosyal medya platformları insanların davranışlarını yönlendirebiliyor. Algoritmalar hangi haberi göreceğimizi, hangi ürünü satın alacağımızı etkileyebiliyor. Şirketler kullanıcı davranışlarını analiz ederek tüketim alışkanlıklarını kontrol etmeye çalışıyor. Ancak burada da bireysel sorumluluk önem kazanıyor. İnsanların bilinçli medya tüketimi yapması, gördüğü her bilgiye hemen inanmaması gerekiyor.

Öte yandan bireylerin kendi hayatlarında da kontrol takıntısı giderek yaygınlaşıyor. İnsanlar her şeyi önceden planlamak istiyor. Geleceği tamamen garanti altına alma arzusu büyüyor. Ancak hayatın doğasında belirsizlik var. Her şeyi kontrol etmeye çalışmak çoğu zaman kaygıyı artırıyor. Çünkü insanın kontrol edemeyeceği birçok olay bulunuyor. Ekonomik krizler, doğal afetler, sağlık sorunları ya da küresel gelişmeler bireyin planlarını değiştirebiliyor.

Bu nedenle modern insanın öğrenmesi gereken en önemli konulardan biri de “kontrol edebildiği alanlarla edemediği alanları ayırabilmek” olabilir. Kendi davranışlarımızdan sorumluyuz ama dünyanın tamamını yönetemeyiz. Bu farkındalık psikolojik açıdan da büyük rahatlama sağlar.

Kontrol ile sorumluluk arasındaki denge bozulduğunda toplumlarda iki uç ortaya çıkabiliyor. Bir tarafta aşırı baskıcı sistemler, diğer tarafta tamamen kuralsız yapılar oluşabiliyor. Oysa sağlıklı düzen, bireye hem özgürlük hem de sorumluluk veren sistemlerle kurulabilir.

Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar daha fazla özgürlük talep ediyor. Ancak özgürlüğün sürdürülebilir olması için sorumluluk kültürünün de güçlü olması gerekiyor. Çünkü sorumluluk olmadan özgürlük zamanla kaosa dönüşebilir. Aynı şekilde sürekli kontrol altında yaşayan toplumlarda da yaratıcılık, girişimcilik ve güven duygusu zayıflayabilir.

Belki de asıl mesele şudur: İnsanları sürekli kontrol ederek mi güçlü toplum kuracağız, yoksa insanlara sorumluluk vererek mi? Tarih gösteriyor ki uzun vadede güvene dayalı sistemler daha kalıcı oluyor. Çünkü sorumluluk hisseden bireyler, yalnızca kendileri için değil toplum için de düşünmeye başlıyor.

Sonuç olarak kontrol ile sorumluluk arasında hassas bir denge kurmak gerekiyor. Ne tamamen başıboş bir düzen ne de aşırı denetim insanı mutlu ediyor. İnsanların hata yapmasına izin veren ama aynı zamanda sonuçlarını üstlenmesini sağlayan bir anlayış daha sağlıklı görünüyor. Çünkü gerçek gelişim, yalnızca kontrol altında değil; sorumluluk alabilen bireylerin varlığıyla mümkün oluyor.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ