Piyasalarda fırtına mı, sınırlı bir dalgalanma mı?

Piyasalarda fırtına mı, sınırlı bir dalgalanma mı?

Son günlerde finans piyasalarında yaşanan hareketlilik, yatırımcıların ve özellikle yatırım fonlarında birikimi bulunan vatandaşların dikkatini çekmiş durumda. Piyasalarda yaşanan gelişmelerin ardından Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yaptığı açıklama ise tartışmanın boyutunu biraz daha netleştirdi. Şimşek, yaşananların sınırlı sayıdaki fonda ortaya çıkan kredi ve likidite probleminden kaynaklandığını belirterek, genele yayılmış sistemik bir risk bulunmadığını söyledi.

Bence burada üzerinde durulması gereken en önemli konu, “sistemik risk” ile “sınırlı ancak ciddi bir piyasa sorunu” arasındaki farktır. Çünkü bir problemin sistemik olmaması, o problemin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, finans piyasalarında küçük bir alanda ortaya çıkan sorun zamanında kontrol altına alınmazsa başka alanlara sıçrayabilir. Dolayısıyla bugün asıl mesele, sorunlu alanın gerçekten sınırlandırılıp sınırlandırılamayacağıdır.

SORUNUN MERKEZİNDE SINIRLI SAYIDA FON VAR

Bakan Şimşek’in verdiği bilgilere göre Türkiye’de toplam 2 bin 38 fon bulunuyor ve sorun 131 fonla ilgili. Söz konusu fonların yedi portföy yönetim şirketi tarafından işletildiği ve SPK tarafından tasfiye sürecine alındığı açıklandı. Şimşek, sorunlu bölümün toplam fon birikiminin yaklaşık yüzde 10-11'ine denk geldiğini ve fon piyasasının yaklaşık yüzde 90'ının sağlıklı şekilde çalışmaya devam ettiğini ifade etti.

Burada yatırımcı açısından kritik soru şu: “Benim param ne olacak?”

Finans piyasalarında güvenin temelini aslında bu soru oluşturur. Çünkü yatırımcı sadece getiriyi değil, parasına gerektiğinde ulaşabilmeyi de düşünür. Bir fonda likidite problemi ortaya çıktığında yatırımcının kafasındaki ilk soru doğal olarak varlıkların gerçek değeri ve nakde dönüşme imkanının ne olduğudur.

Bu nedenle tasfiye sürecinin şeffaf, kontrollü ve yatırımcı haklarını gözeten bir şekilde yürütülmesi büyük önem taşıyor.

“KARANTİNA” MESAJI NEDEN ÖNEMLİ?

Şimşek’in kullandığı “sorunlu alanı karantinaya aldık” ifadesi aslında finans piyasalarındaki bulaşma riskine dikkat çekiyor. Bir fonda ortaya çıkan problem, diğer fonlara, portföy yönetim şirketlerine, bankalara veya borsaya yayıldığında sorun artık tek bir kurumun problemi olmaktan çıkabilir.

Bu nedenle düzenleyici kurumların hızlı hareket etmesi önemli.

Şimşek’in açıklamalarına göre SPK sorunlu alanı ayırırken, Merkez Bankası gerekli likiditenin sağlanması konusunda devreye girdi, BDDK da bankaların kendi hisselerini alması durumunda sermaye hesaplamasına ilişkin bir düzenleme yaptı. Bakan, bu adımların ardından piyasalardaki stresin azaldığını belirtti.

Ben burada özellikle likidite konusuna dikkat çekmek istiyorum.

Finans piyasalarında bazen varlık vardır ama nakit yoktur. Kâğıt üzerinde değerli görünen bir varlık, piyasada yeterli alıcı bulunmadığında kısa sürede nakde çevrilemeyebilir. İşte finansal sistem açısından tehlikeli noktalardan biri budur.

BORSAYA YANSIMASI NE OLACAK?

Yatırımcıların merak ettiği bir başka konu da tasfiye sürecinin Borsa İstanbul üzerindeki etkisi.

Şimşek, tasfiye sürecinin borsayı baskı altına alacak bir çerçevede olmayacağını söyledi.

Ancak burada piyasanın bundan sonraki davranışı önemli.

Çünkü yatırımcı psikolojisi finans piyasalarında en az rakamlar kadar etkili. “Fonlarda sorun var” şeklindeki genel bir algı oluşursa, sorunun gerçekte sınırlı olması yatırımcı davranışını her zaman tek başına değiştirmeyebilir. Bu nedenle doğru iletişim, şeffaflık ve düzenli bilgilendirme önümüzdeki dönemde büyük önem taşıyor.

Bence burada yapılması gereken, yatırımcıya sadece “sistemik risk yok” demekle yetinmemek. Hangi fonda ne tür problem bulunduğu, tasfiye sürecinin nasıl işleyeceği, yatırımcıların haklarının nasıl korunacağı ve varlıkların nasıl değerlendirileceği konusunda mümkün olduğunca açık bilgi verilmesi gerekiyor.

BANKACILIK SİSTEMİ AYRI BİR BAŞLIK

Şimşek açıklamasında bankacılık sisteminde likidite ve varlık kalitesi açısından sorun bulunmadığını da belirtti. Ayrıca piyasalardaki risk algısının önemli göstergelerinden biri olan CDS tarafında yükseliş görülmediğini, aksine sınırlı bir düşüş yaşandığını ifade etti. Hazine tahvillerindeki önceki gün oluşan stresin de alınan önlemlerin ardından azaldığını söyledi.

Bu açıklamalar, sorunun finans sisteminin tamamına yayıldığı yönünde bir tablo ortaya koymuyor.

Fakat benim açımdan buradaki en önemli konu “sorun yok” demekten ziyade “sorun ortaya çıktığında müdahale kapasitesi ne kadar güçlü?” sorusudur.

Çünkü finans piyasalarında hiçbir zaman sıfır risk yoktur.

Önemli olan riskleri önceden görmek, büyümeden müdahale etmek ve yatırımcı güvenini korumaktır.

YENİ DÜZENLEMELERİN SINAVI BAŞLIYOR

Şimşek ayrıca serbest fon alanına ilişkin yeni fon rehberinin ağustos sonunda açıklandığını, teminat yapısının güçlendirildiğini ve bazı alanlarda geçiş süreçlerinin bulunduğunu söyledi. Serbest fonların, nitelikli yatırımcıların yatırım yaptığı ve diğer fon türlerine kıyasla daha esnek düzenlemelere tabi bir alan olduğunu da hatırlattı.

Şimdi bu düzenlemelerin gerçek hayattaki sınavı başlayacak.

Bir düzenlemenin gücü sadece metninde değil, uygulanmasında ortaya çıkar. Denetim mekanizmasının hızlı çalışması, risklerin erken tespit edilmesi ve fon yöneticilerinin sorumluluklarının net biçimde belirlenmesi bundan sonraki süreçte çok daha önemli hale gelecek.

YATIRIMCI NEYE DİKKAT ETMELİ?

Benim özellikle küçük yatırımcıya tavsiyem şu noktada daha fazla dikkatli olmasıdır: Bir yatırım aracının yüksek getiri potansiyeline bakarken likidite riskini, portföyün hangi varlıklardan oluştuğunu, fonun risk seviyesini ve yatırım yapılan ürünün yapısını da mutlaka değerlendirmek gerekiyor.

“Yüksek getiri” ile “düşük risk” aynı anda her zaman bulunmaz.

Fon yatırımı yapan vatandaşın sadece geçmiş getiriyi incelemesi yeterli değil. Fonun hangi varlıklara yatırım yaptığı, ne kadar likit olduğu ve olağanüstü piyasa koşullarında nasıl hareket ettiği de önem taşıyor.

Sonuç olarak Bakan Şimşek’in açıklaması piyasaya verilen önemli bir güven mesajı niteliğinde. Mevcut veriler ve açıklamalar, problemin şu aşamada sınırlı sayıdaki fonlarla ilgili olduğunu gösteriyor. Ancak finans piyasalarında güvenin korunması için bundan sonraki süreç en az mevcut müdahale kadar önemli.

Benim kanaatimce önümüzdeki dönemde piyasaların bakacağı üç temel başlık var: Tasfiye sürecinin nasıl yürütüleceği, yatırımcı haklarının nasıl korunacağı ve benzer sorunların tekrar yaşanmaması için denetim mekanizmasının nasıl güçlendirileceği.

Çünkü piyasalar sadece bugünkü açıklamalara değil, yarının uygulamalarına da bakar.

Bugün “sistemik risk yok” denilmesi elbette önemli. Fakat asıl güven, risk ortaya çıktığında sistemin nasıl tepki verdiğiyle oluşur. Şimdi finans piyasalarının önündeki en önemli sınav da tam olarak budur.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ