Germuş Kilisesi: Taşın Hafızası, Gecenin Fısıltısı

Germuş Kilisesi: Taşın Hafızası, Gecenin Fısıltısı

Şanlıurfa’nın bağ yollarından birine sapınca şehir yavaş yavaş arkanızda kalır. Gürültü azalır, asfalt daralır, toprak yol başlar. Germuş Köyü’ne doğru ilerlerken insan farkında olmadan zamanın içinden geçer. Ve bir anda, sarı kesme taşlardan yükselen o heybetli yapı karşınıza çıkar: Germuş Kilisesi.

19. yüzyılın sonlarına doğru, bölgede yaşayan Ermeni cemaati tarafından inşa edilen bu kilise, sadece bir ibadet mekânı değil; aynı zamanda o dönemin sosyal ve kültürel hayatının da merkeziydi. Germuş, o yıllarda bağlarıyla, üzümüyle ve zanaatkârlarıyla bilinen canlı bir yerleşimdi. Kilise ise bu hayatın kalbiydi. Vaftizler burada yapılır, düğünler burada kutsanır, bayram ayinleri burada gerçekleşirdi.

Mimarisine baktığınızda dönemin ustalığını hemen hissedersiniz. Kesme taş işçiliği son derece zarif; sivri kemerli pencereler, yüksek tavan ve özellikle çan kulesi yapıya anıtsal bir hava verir. O kule, bir zamanlar çevredeki bağlara kadar yankılanan çan sesiyle insanları ibadete çağırıyordu. Bugün çan çalmıyor belki ama kule hâlâ göğe doğru dimdik.

20. yüzyılın başında yaşanan büyük kırılmalarla birlikte bölgedeki Ermeni nüfus azalmış, kilise zamanla sessizliğe gömülmüş. Terk edilmiş her yapı gibi Germuş da yıllarca kaderine bırakılmış. Duvarlar ayakta kalmış ama içindeki hayat çekilmiş. İşte tam da bu noktada, Germuş Kilisesi yalnızca bir mimari eser değil, tarihin tanığına dönüşmüş.

Şanlıurfa çok katmanlı bir şehir. Aynı sokakta cami de var, kilise de, han da, medrese de… Germuş Kilisesi bu çok kültürlü geçmişin somut bir izi. Bir zamanlar farklı inançların yan yana yaşadığı bir coğrafyanın sessiz temsilcisi.

Fakat işin bir de gecesi var.

Urfalılar arasında yıllardır anlatılan hikâyeler kulaktan kulağa dolaşır. “Gece Germuş’a gidilmez” diyenler olur. Özellikle yaşlı köylüler, geceleri kilise çevresinden gelen tuhaf seslerden bahseder. Rüzgâr çan kulesine çarptığında çıkan uğultu, karanlığın içinde farklı bir anlam kazanır. Bazıları ışık gördüğünü söyler, bazıları ise çan sesi duyduğunu…

Elbette bilimsel bir açıklaması var: rüzgâr, boşluk, taşın yankısı… Ama kabul etmek gerekir ki, yüzyıllık bir yapının gece siluetine bakınca insanın hayal gücü devreye giriyor. Gündüz tarih kitabı gibi duran yapı, gece adeta bir efsane mekânına dönüşüyor.

Belki de korkulan şey hayaletler değil; geçmişin ağırlığıdır. Çünkü terk edilmiş ibadethaneler insana hep aynı soruyu sordurur: Burada kimler yaşadı? Kimler dua etti? Kimler bu kapıdan son kez çıktı?

Son yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarıyla Germuş Kilisesi yeniden ayağa kaldırılmaya çalışılıyor. Bu çaba, sadece bir binayı değil; ortak hafızayı koruma gayreti aslında. Taşları onarmak kolay, ama o taşların taşıdığı hatırayı anlamak biraz daha derinlik istiyor.

Şanlıurfa’ya yolunuz düşerse, Balıklıgöl’ün kalabalığından bir süreliğine uzaklaşın ve Germuş’a doğru bir yol alın. Gündüz giderseniz tarihle karşılaşırsınız. Akşamüstü kalırsanız ışığın taş üzerindeki dansını izlersiniz. Gece gitmeye cesaret ederseniz… belki sadece rüzgârı duyarsınız.

Ama o rüzgâr bile size şunu fısıldar:
Bu topraklarda her taşın bir hatırası var.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ